Ramazan Ayı, Oruç, Sağlık, İmsakiye



Ana Sayfa | Arşiv - Diğer Sayfalar |

Ramazan Mesajları

Basi RAHMET ortasi MERHAMET sonu ise CEHENNEM'den AZAD olan Mübarek
  Ramazan ayinin hayrlara vesile olmasini dilerim....
  Yagmur yüklü bulutlar gibi gelerek bizleri Bereketiyle donatan Ramazan ayiniz Mübarek olsun...
  Cenab-i Hakk'in kapisina ulastirmayacak yollara sapmaktan korumaya vesile olan mübarek Ramazan ayini tebrik   ederim.
  "Baslangiclar sonuclarin tecelli yeridir"... Rahmet ile baslayan Ramazan ayinin Kurtulus ile Tecelli bulmasi   temennilerimle...
  Ramazan ayi sana bir mustu, kalbine teselli, ruhunu karanlik ruhlarin baskisindan kurtarmaya vesile olsun...
  Ramazan ayi ; kalbini O'nun yoluna koymaya... Ellerini O'nun dergahina acmaya... Ruhunu doyurmaya... Kalbinin   gercek vuslati bulmasina vesile olsun...
  "Ahh özlemim O'na ki; O beni görür ama ben O'nu göremem" arzusu ile O'na yaklastiran Mübarek Ramazan ayiniz   hayirlara vesile olsun...
  "Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün.." Tahrim/8 Tevbelerin geri cevrilmedigi Rahmet ve Magfiret yüklü   Ramazan ayinizi tebrik eder hayirlara vesile olmasini dilerim....
  Bembeyaz yagan bir karin, ne yasanmissa yasansin, gecmisin tüm hatalarini örtügü gibi Ramazan ayinin da senin tüm   hatalarini örterek hayirli yeni bir gelecek umud dolu yeni bir baslangica vesile olmasini dilerim ....
  Gün batar usul usul...Kararir Gece... Yeniden dogar hersey...." Her sey bitti" dedigin bir anda Mübarek Ramazan ayinin   Gönlünde Huzur kokulu bir Gül kök salmasina vesile olmasi temennilerimle....
  Dostluklarin sevgi ile beslendigi bu Mübarek Ramazan ayinda gönlünün sevgi ile dolup tasmasini dilerim...
  Mübarek Ramazan Ayi Kalbini O'nun yoluna koymayi Ellerini daim O'nun dergahina acmaya vesile olsun..
  Mübarek Ramazan Ayi Kalbine önce bulut olsun yagmak icin... Sonra yagmur olsun ilahi sevgiyi yesertmek icin...
  Mübarek Ramazan Ayi "O vermek istemeseydi ISTEMEK vermezdi" gercegi dogrultusunda Ruhunda olusan hayr Dua   isteginin kabulune vesile olsun....
  Mübarek Ramazan Ayi ; sana Vücudunun sihhat ve selameti olan "az yemege".... Ruhunun sihhat ve selameti olan   "günahsiz olmaya"..... dininin sihhat ve selameti olan "Peygamber Efendimizin güzel ahlakina sahip olmaya" vesile   olsun....
  Mübarek Ramazan Ayina has RAHMET BEREKET VE MAGFIRET ile hemhal olman dileklerimle....

İftar Duası - İFTAR ANINDA VE İFTARDAN SONRA DUALAR

Bismillahi vel hamdü lillâhi, allâhümme leke sumtü ve alâ rızkıke eftartü ve aleyke tevekkeltü, Sübhâneke ve ni hamdike tekabbel minni, inneke entes semiul aliym.

Manası: “ Allah’ım! Senin için oruç tuttum, Senin için rızkınla orucumu açtım. Ancak Sana tevekkül ettim. Seni hamdinle tesbih ederim. Allah’ım Benden kabul buyur. Çünkü Sen işiten ve bilensin.”

İftar zamanında oruçlunun reddedilmeyecek duası vardır. Abdullah b. Amr der ki:

“Allah Resulü (s.a.v) iftar ettiğinde şöyle dua ederdi:

“Allahümme inni es’elüke bi rahmetikellti vesiat külle şey’in en tağfirali.

Manası: “ Allah’ım! Her şeyi kuşatan rahmetinle beni bağışlamanı dilerim.”

Efendimiz (s.a.v) bir kavmin yanında iftar ettiği zaman şöyle dua ederdi:

“Oruç tutanlar yanınızda iftar etsin, melekler de sizin için istiğfar getirsinler.”

İFTAR DUALARI(Mübarek Günve Gecelerde Yapılacak ibadetler ve okunacak dualar-Yusuf TAVASLI)

İFTAR SOFRASINDA DUA

“Allahümme, yâ vâsial’mağfireti! İğfirli, veli’vâlideyye ve lil’mü’minine yevme yekûmül hisab birahmetike yâ erhamer’râhimin.”

Manası:

“Ey bağışlaması bol olan Allâh’ım. Beni, anamı-babamı ve bütün iman edenleri kıyamet günü, hesap gününde mağfiret buyur.(günahlarımızı bağışla).”

İftar sofrasında oturmuş, iftar saatini beklerken, devamlı bu duayı okuruz. En az üç kere, ençoğu ise yüz kere tesbihleyip çekebiliriz.

Bu duanın ma’nasından da anlaşıldığı gibi bu duayı okumak çok faydalıdır. Bu dua istiğfardır.

Kişi şu gelen duâyı da çok okumalıdır. Ma’nasını da aklına almalıdır. Yüce Rabbimizin her şeyi kuşatan o geniş rahmet ve merhametinin sebep ve vesile kılarak istemesini bilmek, kişiyi yüce mertebelere ermeyi nasip eder.

“Allahümme inni es’elüke birahmetikelleti vesiat külle şey’in entağfira li”

Manası: Allah’ım! Her şeyi kuşatan her şeyi içine alan o geniş rahmetinle beni bağışlamanı diliyor ve benim günahlarımı, hata ve kusurlarımı affetmeni istiyorum.

Bir de iftar edince orucumuzu açınca Allah’a şükür duası ederiz. O dua şudur.

İFTAR EDİLİNCE DUA

Allahümme leke sumtü ve bike amentü ve aleyke tevekkeltü e alâ rızkıke eftartü. Ve savmel’gadi min şehr-i Ramazane neveytü fağfirli mâ kaddemtü ve mâ ahhartü.

Manası:

Allah’ım, senin rızan için oruç tuttum, sana inandım, sana güvendim, senin rızkınla orucumu açıyorum. Ramazân-ı Şerifin yarınki günü orucuna da niyyet ettim. benim geçmiş ve gelecek günahlarımı yarlığa (bağışla) demektir.

Allâh, cümlemizin tuttuğu oruç ibadetlerimizi kabul buyursun. Âmin!...

Cenâb-ı Hak, oruç ibadetiyle nefisleri terbiye olan kullarından eylesin!

TÜRKÇE DUA

Yâ Rab! Ancak sana kulluk ederiz. Yâ Rab! Bütün İbâdetlerimizde ancak senden yardım isteriz. Bütün hayırlı işlerimizde senin lütfunu bekleriz. Lûtfeyle, bize yardımını esirgeme Yâ Rabbi! Mübarek Ramazanda mağfiretine eren, kullarının içine bizleri de girmek nasib eyle Yâ Rabbi!”

RAMAZAN DUASI ve MANASI

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHIYM,

Allâhümme inni es’elüke bismikel hüsna. Yâ Allâh, fa’lem ennehû lâ ilâhe illellâh
Yâ Rahmân, errahmânü allemel Kur’an
Yâ Rahiym, ve kânellâhü Ğafûrar Rahıymâ
Yâ Mâlik, mâliki yevmiddin
Yâ Kuddûs, el Melikül Kuddûsüs Selâm
Yâ Müteâl, fe teâlellâhül melikü hakk
Yâ Selâm, vâllahü yed’û ilâ dâris selâm
Yâ mü’min, el Mü’minül Müheyminül Aziyz
Yâ Aziyz
ve kânellâhü Aziyzen Hakiymâ
Yâ Cebbâr, el Cebbârül Mütekebbir
Yâ Hâlik, fe tebârekellâhü ahsenül hâlikıyn
Yâ Musavvir, hüvellezi yüsavviruküm fil erham
Yâ Bâriül Musavvir
Yâ Evvel, hüvel evvelü vel âhiru vez Zâhiru vel Bâtin
Yâ Şekûr, inne Rabbenâ le Ğafûrun Şekûr
Yâ Vedûd, ve hüvel Ğafûrul Vedûd
Yâ Zâhir, vez Zâhiru vel Bâtin
Yâ Kâimen bil kıstı lâ ilâhe illâ hû
Yâ Hayy, Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm
Yâ Aliym, Yâ Basıyr, innellâhe basıyrun bil ıbâd
Yâ Haliym innehû le aliymün haliym
Yâ Hakiym, ve kânellâhü aziyzen hakiymâ
Yâ Keriym, innellâhe le Ğaniyyün Keriym
Yâ Kâdir, kul hüvel kâdiru alâ en yeb’ase
Yâ Muktedir, ınde meliykün muktedir
Yâ Bâis, innellâhe yeb’asü men fil kubûr
Yâ Râzık, vallahü hayrür râzikıyn
Yâ Vâris, Ve LillÂhi miyrâsüs semâvati vel ard
Yâ Kaviyy, innellâhe le kaviyyün aziyz
Yâ Şehiyd, innellâhe alâ külli şey’in şehiyd
Yâ Mübdiü, innehû hüve yübdiü ve yüıydü
Yâ Razzâk, vellâhü yerzüku men yeşa
Yâ Tevvâb, innellahe kâne tevvâben rahiymâ
Yâ Vehhâb, inneke entel vehhâb
Yâ Celiyl zül celâli vel ikrâm
Yâ Cemiyl, fasbir sabran cemiylâ
Yâ Vekiyl, ve kefâ billâhi vekiylâ
Yâ Kâfi, ve kefallâhül mü’miniynel kıtâl
Yâ Veliyy, vehüvelveliyyül hamiyd
Yâ Rabbi, fe tebârekellâhü rabbül âlemiyn
Yâ Ğaniyy, vellâhül ğaniyyü ve entemül fükarâ
Yâ Şâkirü, innellahe şâkirun aliym
Yâ Hallâk, vehüvel hallâkul aliym
Yâ Muhsin, vellâhü yuhibbül muhsiniyn
Yâ Kadiyr, vellâhü alâ külli şey’in kadiyr
Yâ Mufaddil, vellâhü zül fadlil azıym
Yâ Mütimm, ve yütimmü ni’metehû aleyk
Yâ Müızz, tüızzü men teşâü ve tüzillü men teşâ
Yâ Refiy’u, refiud deracâti zül arş
Yâ Şefi, men zellezi yeşfeu indeh
Yâ Kebiyr, innellâhe kâne aliyyen kebiyrâ
Yâ Hakk, fe teâlellâhül melikül hakk
Yâ Berru, innehû hüvel berrür rahıym
Yâ Vitr, veş şef’ı vel vetr
Yâ Ğaffâr, innehû kâne Ğaffârâ
Yâ Ğafir, ve ente hayrül ğafiriyn
Yâ Hamiyd, tenziylün min hakiymin hamiyd
YâMennân, be lillâhü yemünnü aleyküm
Yâ Bâki, ve yebkâ vechü rabbike zül celâli vel ikrâm
Yâ Vâhid, kul hüvellâhü ehad
Yâ Metiyn, innellâhe, hüver razzâku zül kuvvetil metiyn
Yâ Hâdi, innellâhe yehdi men yeşâ’
YÂ Bedi’, bediy’as semâvâti vel ard
Yâ Aliym, âlimül ğaybi veş şehâdeh
Yâ Fettâh, ve hüvel fettâhül aliym
Yâ Muhıyt, vellâhü bi mâ ta’melûne muhıyt
Yâ Kâdi, vellâhü yakdi bil hakk
Yâ Samed, Allâhüs samed
Yâ Hasib, ve kânellâhü alâ külli şey’in hasiba
Yâ Nasıyr, ni’mel mevlâ ve ni’men nasıyr
Yâ Vâsiu, ve kânellâhü vâsian hakiyma
Yâ Kâhir, ve hüvel kâhiru fevka ıbâdih
Yâ kebiyr, kebiyrul müteâl
Yâ men leyse lehû veledün, lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad
Yâ Men Leyse kemislihi şey’ün ve hüves semiul basıyru ni’mel mevlâ ve ni’men nasıyr
Vel lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil azıym.

MANASI:

Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adı ile

Ey Rabbim!
Yüce Esmai Hüsnan hürmetine senden istiyorum Ey Allah’ım! Senden başka ilah yoktur
Ey Merhametli Rabbim! Yüce Kitabımız Kur’an’ı öğreten, affeden ve acıyan sensin
Ey mülkün ve kıyamet denilen dehşet verici günün sahibi ve hakimi Rabbim!
Ey bütün eksik ve noksanlıklardan münezzeh, Malik, güven veren ve yüce olan Rabbim!
Melik, Hak ve selam isimlerinin sahibi olan Allah, imansızların vasfından beridir.
Allah insanları kurtuluş yurduna çağırır
Ey güven sağlayan, görüp gözeten, zor kullanma gücüne sahip yüce ve münezzeh Rabbim
Ey Aziz ve Hakim Rabbim! Ey güç ve kuvvetin sahibi Rabbim! Yücelik, güç ve kuvvet ancak sana aittir
Ey yoktan var eden Rabbim! Yoktan varetmek ancak sana aittir
Ey şekil veren Rabbim! Ana rahimlerinde bulunanlara istediği şekli veren Sensin
Zat'ına karşı söylenen sözlerden beri olan, evvel, ahir, zahir, batın ve yapılan şükürleri kabul eden Rabbim! Mutlaka bağışlayan ve şükürleri kabul eden sensin
Ey merhametlilerin en merhametlisi, çok bağışlayıp, çok acıyan Rabbim! Ey her görünende birliği gayet açık, zahir ve batın olan Rabbim!
Ey herşeyi ayakta tutan, mutlaka adaletin sahibi, zatından başka gerçek bir ilah olmayan Rabbim! Ey Hay sıfatının sahibi! Sen teksin ve birsin. Senden başka bir ilah yoktur
Hay ve Kayyum olan Rabbim!
Ey ilmiyle herşeyi kuşatan! Sen herşeyi bilen ve işitensin!
Ey herşeyi gören, mutlak surette kulların hert haline nigahban olan Rabbim!
Ey yapılan bunca isyana karşı sabırlı olan, Rabbim! Çünkü Sen ilminle herşeyi bilir ve sabrınla bir müddet verirsin
Ey gerçek hükmün sahibi! Sen Azizsin ve gerçek hüküm ancak Sendedir
Herşeye gücü yeten, öldükten sonra da diriltmeye ancak Sen muktedirsin
Ey herşeyi kudreti ile ayakta tutan Rabbim! Yarın kıyamet gününde takva sahibi kullar Melik-i muktedir olan Rabbin katında bulunacaklardır
Ey ölenleri dirilten! Kabirlerde çürüyecek toprak olanları da sen dirilteceksin
Ey her canlının rızkını veren! En güzel rızkı veren sensin
Ey mülkün yegane sahibi! Semaların ve yerin mutlak sahibi Sensin
Ey en güçlü! Güçlü ve Aziz sensin
Ey her şeyin şahidi! Mutlaka her şeyin gerçek yüzünü bilen sensin
Ey yoktan varden! Yoku var, varı yok eden Allah’ım! Ey bol rızık veren! Dilediğine rızık veren sensin
Ey tevbeleri, yakarmaları kabul eden rabbim! Karşılıksız veren ancak sensin
Ey Yüce olan Rabbim! Celal ve ikram sahibi sensin
Ey güzeller güzeli Rabbim! Her hususta bizi güzel sabredenlerden eyle
Ey herşeyin dayanağı Allah’ım! Dayanak olarak sen bize kafisin
Ey rızıkları üzerine alan Rabbim! Herkesin rızkını vermeye ancak sen kefilsin
Ey bakıp gözeten Allah’ım Savaşta mü’minleri gözetip muvaffak kılan sensin
Ey dost olanların dostu olan Rabbim! Övülmeye layık tek dost sensin
Ey her şeyi terbiye eden! Alemleri terbiye eden ancak Sen’sin
Ey Ğaniy! Zengin olan ancak Sen’sin! Başkası senin zenginliğin karşısında fakirdir. Ey şükredenlerin şükrünü kabul buyuran Allah'’m! Şükredenleri ancak bilen sensin
Ey yoktan var eden Allah'’m! Yoktan var eden ve bilen sensin
Ey hazinelerinden ihsan eden Allah'’ım! Sen, senin için ihsanda bulanan kullarını seversin
Ey Kadir olan Allah’ım! Her şeye kadir olan sensin
Ey herşeyi kemale erdiren! Her şeyi kemale erdiren sensin
Ey yücelten!Dilediğini yücelten, dilediğini alçaltan sensin
Ey dereceleri yükselten! Dereceleri yükselten, arşınsahibi sensin. Şefaat edenler ancak senin izninle şefaat edeceklerdir
Ey büyük olan Allah’ım! Yüce ve en büyük olan Sen’sin!
Ey Hakk olan Rabbim! Bütün mahlukatın gerçek hakkını veren Melik Sen’sin
Ey iyilik edenleri seven Allah’ım! İyilik edenleri seven ve onlara acıyan Sen’sin
Ey tek olan Allah’ım! Her çift ve teke yemin eden Sen’sin
Ey günahları bağışlayan Allah’ım! Affedenlerin en hayırlısı Sen’sin
Ey Hamd edenlerin hamdini kabul buyuran Rabbim! Kur’an kendisine hamd olunan, gerçek hükmün sahibi Allah tarafından indirilmiştir
Ey ihsan edici Allah’ım Gerçek ihsanın sahibi Sen’sin
Ey Baki olan Allah’ım! Senden başka her şey fani, yalnız Sen Baki’ sin. Celal ve İkram sahibi Sen’sin
Ey bir olan Allah’ım! Tek olan ancak Sen’sin
Ey güçlü olan Allah’ım! Güçlü olan, rızık veren ancak Sen’sin
Ey yol gösteren Allah’ım! Dilediğini doğru yola gösteren Allah’ım! Dilediğini doğru yola götürecek Sen’ sin
Ey en güzel Yaratıcı Allah’ım! Yerleri ve gökleri yaratan Sen’sin
Ey bilen Rabbim! Görünen ve görünmeyen alemleri bilen Sen’sin
Ey maddi ve manevi her çeşit fütuhatı veren ve bilen Sen’sin
Ey her şeyi kudreti ile ihata eden Sensin
Ey hükmün sahibi Allah’ım! Gerçek adil hükmü veren Sen’sin
Ey herkesin kendine muhtaç olduğu Rabbim! Herkesin hesabını en iyi bilen Allah’ım! Herkesin hesabını en ölçülü şekilde görecek sensin
Ey yardım eden Allah’ım! Sen ne güzel yardım eden bir Mevlasın
Ey Kainatı kudret elinde tutan Allah’ım! Her şey Sen’in kudret elindedir
Ey bütün varlıkları bir anda yok etme gücünün sahibi Allah’ım! Kulları öldürmek de, Sen’in kudret elindedir
Ey büyüklerin büyüğü olan Rabbim! En yüce ve en büyük Sen’sin
Ey zatı ile kaim olan Rabbim! Doğmamış, doğrulmamış Allah’ım! Sen’in eşin ve bir benzerin yoktur
Ey misli olmayan Rabbim! Sen duyan ve herkesin görmediği gizliliklere vakıfsın. Sen ne güzel bir Mevla ve ne güzel bir yardımcısın
Ey yüce Rabbim! Güç ve kuvvet ancak senin yardımınla mümkündür.

Kuranda Oruç - AYETLERLE ORUÇ VE RAMAZAN

A) ORUÇ TUTMAK

a)Orucun farziyeti. Bakara 183,185

b) Oruç Günleri Ramazan Ayıdır.Bakara 185

c)Oruç tutanların Mükafatı

Tevbe 112

Ahzab 35

Tahrim 5

d)İmsak Vakti. Bakara 187

e)İftar Vakti. Bakara 187

f)Oruç Gecelerinde Eşine Yaklaşmak. Bakara 187

B-ORUÇTA KOLAYLIK

a) Oruçta Kolaylık Vardır. Bakara 185

b) Hastaların Orucu Bakara 184-185

c)İhtiyarların Orucu. Bakara 184

d)Yolcuların Orucu . Bakara 184-185

RAMAZAN AYI

a) Kur’an Ramazan ayında inmiştir. Bakara 185

b) Ramazan ayı oruç ayıdır. Bakara 185

 

D) İ’TİKAF

a) İ’tikaf sırasında kadınlara yaklaşmamak. Bakara 187

E)KEFFARET ORUÇLARI

a) Öldürmenin Keffaret Orucu. Nisa 92

b) Yeminin Keffaret orucu. Mâide 89

c) İhramlının Keffaret Orucu. Mâide 95

d) Zıhar Keffareti. Mücadele 4

ZEKAT

A-ZEKA VERMEK

a) Zekatı Vermek

Bakara 43, 88, 110, 177,254

Maide 55

Tevbe 71

İbrahim 31

Meryem 31,55

Enbiya 73

Hacc 35,41,78

Mü’minnûn 4,60

Nûr 37,56

Neml 3

Lokman 4

Secde 16

Ahzâb 33

Mücadele 13

Müzzemmil 20

b) Zekatı malın iyisinden vermek

Bakara 267

c) Zekat fakirin hakkıdır.

Zâriyat 19

Meâric 24-25

d) Zekat Verelerin mükafatı

Bakara 277

Nisa 162

Mâide 12

A’raf 156

Tevbe 18,19

Ra’d 18,22-23

Mü’minûn 1-4

e) Zekat bereket getirir.

Rûm 39

f)Allah kullarından mallarının tamamını istemez

Muhammed 36-38

g)Vergiler

En’am 141

En’fal 41

Tevbe 29

Mücadele 13

B-ZEKATI VERİLECEK MALLAR

a) Ürünlerin ve meyvelerin Zekatı. En’am 141

C-ZEKAT VERİLECEK KİMSELER

a) Zekat verilecek olanlar. Tevbe 60

b) Müellefe-i Kulûb (Kalbleri İslama ısındırılmak istenen Kişiler.

Tevbe 60

D-ZEKATI VERMEYENLER

Nisa 77

Tevbe 5,11,67,79-80, 34-35

Fussilet 7

Mâûn 7

KADİR GECESİ

a) Kur’an, Kadir Gecesinde İnmiştir. Kadr 1

b) Kadir gecesinin özellikleri. Kadr 2-5

ORUÇ

BAKARA

183- Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.

184- (Size farz kılınan oruç), sayılı günlerdedir. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan ise, diğer günlerde, tutamadığı günler sayısınca tutar. Ona dayanıp kalacaklar üzerine de bir yoksulu doyuracak kadar fidye gerekir. Her kim de hayrına fidyeyi artırırsa, hakkında daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

185- O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur'ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta, yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.

186- Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler.

187- Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız, size helâl kılındı. Onlar,

sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi bağışladı. Şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizler için yazdığını isteyin. Ta fecrin beyaz ipliği siyah iplikden size seçilinceye kadar yiyin, için. Sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun. Bununla beraber siz mescitlerde îtikaf halinde iken onlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, sakın onlara yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara böyle açıklıyor ki sakınıp korunsunlar.

TEVBE

112- (Bunlar), O tevbekâr olanlar, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, iyiligi emredip, kötülükten vazgeçirenler, Allah'in hududunu koruyanlar (emirleriyle yasaklarinin ölçülerine riayet edenler)dir. Müjde ver o müminlere, müjde!

AHZAP

35- Süphe yok ki müslüman erkeklerle müslüman kadinlar, mümin erkeklerle mümin kadinlar, itaat eden erkeklerle itaat eden kadinlar, sadik erkeklerle sadik kadinlar, sabreden erkeklerle sabreden kadinlar, mütevazi erkeklerle mütevazi kadinlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadinlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadinlar, irzlarini koruyan erkeklerle irzlarini koruyan kadinlar, Allah'i çok zikreden erkeklerle Allah-'i çok zikreden kadinlar var ya, iste onlar için Allah bir magfiret ve büyük bir mükâfat hazirlamistir.

Tahrim

5- Eger o sizi bosarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayirli, kendisini Allah'a teslim eden, inanan, gönülden itaat eden, tevbe eden, oruç tutan dul ve bakire esler verir.

NİSA

92- Hata disinda bir mümin, diger bir mümini öldüremez. Ve kim bir mümini yanlislikla öldürürse, mümin bir köle azad etmesi ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir. Ancak ölünün ailesinin bagislamasi müstesnadir. Eger öldürülen, mümin olmakla beraber size

düsman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin bir köle azad etmesi gerekir. Eger öldürülen sizinle aralarinda antlasma olan bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mümin bir köle azad etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafindan tevbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutmasi gerekir. Allah, Alimdir (her seyi bilendir), Hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir).

MAİDE

89- Allah sizi, kasitsiz olarak yaptiginiz yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Fakat kasitli yaptiginiz yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Bozulan yeminin keffareti (cezasi), ailenize yedirdiginizin ortalamasindan on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köle azad etmektir. Verecek bir sey bulamayan kimse için de üç gün oruç tutmaktir. Iste yemin ettiginiz zaman yeminlerinizi bozmanin cezasi budur. Yeminlerinizi koruyun. Iste Allah âyetlerini size böyle açiklar ki, sükredesiniz.

95-95- Ey iman edenler, ihramli iken av hayvani öldürmeyin. Içinizden kim kasten onu öldürürse, yaptigi isin vebalini tatmasi için, öldürdügü hayvanin dengi ona cezadir ki, Kâbe'ye ulasacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki adaletli kisi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktir. Allah geçmisi affetmistir. Fakat kim de bu suçu tekrarlarsa, Allah ondan intikamini alir. Allah damia gâliptir, intikam sahibidir.

MÜCADELE

4. Buna imkan bulamayan kimse, temas etmeden önce araliksiz olarak iki ay oruç tutmalidir. Buna da gücü yetmeyen, altmis fakiri doyurur. Bu (hafifletme), Allah'a ve Resulüne inanmanizdan dolayidir. Bunlar Allah'in hükümleridir. Kâfirler için aci bir azap vardir.

ZEKAT

HACC

35- Ki Allah anildigi vakit onlarin kalpleri titrer. Onlar baslarina gelene sabreden, namaz kilan kimselerdir. Kendilerine verdigimiz riziktan Allah yolunda harcarlar.

41- Onlar (o müminlerdir) ki, eger kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazi kilarlar, zekati verirler, iyiligi emrederler ve fenaligi yasak ederler. Bütün islerin sonu sirf Allah'a âittir.

78- Allah ugrunda gerektigi gibi cihad edin. Sizi o seçmis, babaniz Ibrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kilmamistir. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size sahid olmasi, sizin de insanlara sahid olmaniz için, size müslüman adini veren O'dur. Artik namaz kilin, zekat verin, Allah'a sarilin. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardimcidir!

MÜ’MİNNÛN

4- Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler,

60- Ve, Rablerine dönecekleri için yapmakta olduklari isleri kalpleri titreyerek yapanlar

NUR

37- Birtakim insanlar (Allahi tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alis veris onlari Allah'i anmaktan, namaz kilmaktan ve zekat vermekten alikoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak oldugu bir günden korkarlar.

56- Hem namazi kilin, zekati verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz

NEML

3- Ki o (müminler) namazi dosdogru kilarlar, zekati verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.

LOKMAN

4- Onlar, namazi kilarlar, zekati verirler, âhirete de kesin olarak inanirlar.

SECDE

16- Onlarin yanlari yataklardan uzaklasir, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdigimiz riziklardan hayira sarfederler.

AHZAB

33- Hem vakarinizla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde oldugu gibi süslenip çikmayin. Namazi kilin, zekati verin. Allah ve Resulü'ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.

MÜCADELE

13. Gizli (özel) bir sey konusmanizdan önce sadaka vermekten korktunuz da mi yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Su halde namazi kilin, zekati verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptiklarinizdan haberi olandir.

MÜZZEMMİL

20-Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azinda, yarisinda ve üçte birinde kalktigini, seninle beraber bulunanlardan bir toplulugun da böyle yaptigini biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacaginizi bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'in lütfunu arayan baska kimseler ve Allah yolunda savasan daha baska insanlar olacagini bilmistir. Onun için Kur'ân'dan kolayiniza geldigi kadar okuyun, namazi kilin, zekati verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayirli islere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiginiz her iyiligi, Allah katinda daha hayirli ve sevapça daha büyük olarak bulacaksiniz. Allah'tan bagis dileyin. Kuskusuz Allah bagislayandir, merhamet edendir.

BAKARA

276- Allah faizi mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.

277- İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar.

ZARİYAT

19- Onlarin mallarinda isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardi.

MEARİC

24- Onlarin mallarinda belli bir hak vardir,

25- Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.

NİSA

77- Kendilerine, "Ellerinizi savastan çekin, namazi kilin, zekati verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savas yazilinca hemen içlerinden bir kismi insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savas yazdin? Ne olurdu bize azicik bir müddet daha tanimis olsaydin da biraz daha yasasaydik?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdir, ahiret, Allah'a karsi gelmekten sakinan için daha hayirlidir ve size kil kadar haksizlik edilmez."

162- Fakat onlardan ilimde derinlesmis olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazi kilan, zekati veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. Iste onlara büyük bir mükafat verecegiz.

MAİDE

12 - Allah, Israilogularindan söz almisti. Içlerinden on iki müfettis göndermistik... Allah söyle demisti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazi dosdogru kildiginiz, zekati verdiginiz, peygamberlerime iman ettiginiz

ARAF

156- "Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük." Buyurdu ki, azabim var, onu diledigime isabet ettiririm, rahmetim de vardir , o ise her seyi kaplamis ve kusatmistir. Onu da özellikle korunanlara, zekatini verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kilacagim.

TEVBE

5- Su haram aylar bir çikti mi artik o müsrikleri nerede bulursaniz öldürün, yakalayin, hapsedin ve bütün geçit baslarini tutun. Eger tevbe ederler ve namaz kilip zekati verirlerse onlari serbest birakin. Muhakkak ki, Allah çok bagislayandir, çok merhamet edendir.

11. Eger tevbe ederler, namazi kilarlar, zekati verirlerse dinde kardesleriniz olurlar. Biz âyetleri, bilen bir kavme açiklariz.

18- Allah'in mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazi kilan, zekati veren ve Allah'dan baskasindan korkmayan kimseler imar ederler. Iste hidayet üzere olduklari umulanlar bunlardir.

19- Siz hacilara su dagitma ve Mescid-i Haram'i imar etme isiyle Allah'a ve ahiret gününe iman edip, Allah yolunda cihad edenlerin yaptigi isi bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katinda esit olamazlar. Allah zalimler topluluguna hidayet ihsan etmez.

29- Kendilerine kitap verilenlerden olduklari halde ne Allah'a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah'in ve Resulünün haram kildigini haram tanimayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmis olduklari halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savas yapin.

34- Ey iman edenler, surasi bir gerçektir ki, yahudi hahamlari ile hiristiyan rahiplerinin bir çogu insanlarin mallarini haksiz yere yerler ve Allah yolundan saptirirlar. Bir de altin ve gümüsü hazineye doldurup, onlari Allah yolunda sarfetmeyenleri bu yüzden acikli bir azap ile müjdele!

35- O gün o altin ve gümüslerin üstü cehennem atesinde kizdirilacak da bunlarla alinlari, yanlari ve sirtlari daglanacak (onlara): "Iste bu kendi caniniz için saklayip biriktirdiginiz seydir. Haydi simdi tadin bakalim su biriktirdiginiz seyin tadini!" denilecek.

67- Münafiklarin erkekleri de kadinlari da birbirlerine benzerler. Kötülügü emreder, iyilikten sakindirirlar ve Allah yolunda harcamaktan ellerini siki tutarlar. Allah'i unuttular da, Allah da onlari unuttu. Gerçekten de münafiklar hep fâsik kimselerdir

79. Müminlerden zekâttan fazla olarak kendi gönülleriyle bagista bulunanlara, bir de güçlerinin yettiginden fazlasini bulamayanlara bakip da onlarla alay edenleri Allah, maskaraya çevirmistir. Onlara pek acikli bir azap vardir.

80. Onlar için Allah'dan ister magfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmis kere magfiret dilesen de yine Allah onlari affetmeyecektir. Bu, onlarin Allah'i ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayi böyledir. Allah, böylesine bastan çikmis fasiklar güruhuna hidayet etmez.

60- Sadakalar ancak sunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o iste çalisan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri Islâm'a isindirilacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmislar. Allah tarafindan böyle farz kilindi. Allah her seyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

RAD

18. Rablerinin emirlerine uyanlar için daha güzeli vardir. O'na itaat etmeyenler ise, yeryüzünde bulunan ne varsa hepsi kendilerinin olsa da onu ve bir o kadarini bütünüyle kurtulus fidyesi olarak verirlerdi. Iste onlar, hesabin kötüsü kendileri için olanlardir. Varacaklari yer de cehennemdir. Orasi da ne fena yataktir

22. Rablerinin rizasini kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazi dosdogru kilarlar ve kendilerine verdigimiz riziklardan gizli ve açikça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. Iste bunlar, bu hayatin akibeti kendilerinin olacak olanlardir.

23. Adn cennetlerine girecekler, atalarindan, eslerinden ve zürriyetlerinden salih olanlarla birlikte olacaklar. Melekler de her kapidan yanlarina girip söyle diyecekler:

MÜ’MİNUN

1- Gerçekten müminler kurtulusa ermistir,

4- Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler,

RUM

39- Insanlarin mallari içinde artsin diye verdiginiz faiz, Allah yaninda artmaz. Allah'in rizasini dileyerek verdiginiz zekata gelince, iste onlar, mallari kat kat artmis olanlardir.

MUHAMMED

36- Dünya hayati ancak bir oyun ve eglenceden ibarettir. Eger iman eder kötülükten sakinirsaniz, Allah size mükâfatinizi verir. Ve sizden bütün mallarinizi harcamanizi da istemez.

38-Iste sizler Allah yolunda harcamaya çagrilan kimselersiniz. Içinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama cimrilik eden ancak kendi zararina cimrilik eder. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eger siz Hakk'tan yüz çevirirseniz Allah yerinize baska bir kavim getirir. Sonra onlar sizin gibi olmazlar.

EN’AM

141- Asmali ve asmasiz (üzüm) bahçeleri, hurmalari, ürünleri çesit çesit ekinleri, zeytinleri ve narlari, birbirine benzer ve benzemez biçimde yaratan O'dur. Her biri meyve verince meyvesinden yiyin, hasat günü de hakkini (zekat ve sadakasini) verin; ama israf etmeyin, çünkü O, israf edenleri sevmez.

ENFAL

41- Sunu da biliniz ki, ganimet olarak aldiginiz her hangi bir seyden beste biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yakinligi olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmislara aittir. Eger siz Allah'a iman etmis, hak ile batilin ayrildigi o gün, iki ordunun karsi karsiya geldigi o (Bedir) günü kulumuza indirdigimiz âyetlere iman getirmis iseniz bunu böyle biliniz. Ve biliniz ki, Allah, herseye kâdirdir.

MÜCADELE

13. Gizli (özel) bir sey konusmanizdan önce sadaka vermekten korktunuz da mi yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Su halde namazi kilin, zekati verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptiklarinizdan haberi olandir.

FUSSİLET

- Onlar, zekati vermezler, ahireti de inkâr ederler.

MAUN

7-Ve yardimligi sakinirlar (zekati vermezler).

KADR
Bismillahirrahmanirrahim

1- Biz o (Kur'ân)nu Kadir gecesinde indirdik.

2- Kadir gecesinin ne oldugunu sen nereden bileceksin?

3- Kadir gecesi bin aydan daha hayirlidir.

4- Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adindaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her is için inerler.

5-O gece, tanyeri agarincaya kadar süren bir selâmettir.

ORUCUN VAKTİ

Sehl b. Saad (r.a.) şöyle der:

( Beyaz ipliği, siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için )[10], âyeti indiğinde, kişi oruç tutmak isterse ,bacağına beyaz ve siyah iplik bağlardı her ikisinin görülmesi açığa çıkıncaya kadar, yeme içmeye devam ederdi. Bunun üzerine Allâh, daha sonra (fecre kadar) ayetini indirir. Böylece bunun, gece ve gündüz manasına geldiğini bildiler.)[11]

Fecr iki tanedir:

Allâh Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurur:

( Fecr iki tanedir: İlki; yemeği yasaklamaz, namazı helâl kılmaz.[12] İkincisi; yemeği yasaklar, namazı helâl kılar.

Başka bir hadiste:

( Yiyin, için, yüksek ışık uzun fecr sizi huzursuz etmesin, (sahûrdan geri durmayın), kızıllık size gözükünceye kadar yiyin ve için.)

Diğer bir hadiste:

( Peygamber (s.a.s.) parmaklarını topladıktan sonra onları yere doğru dikerek ) «fecr, şöyle zâhir olan aydınlık değildir. ( Şahâdet parmağını orta parmağı üzerine koyup iki elini uzatarak ) lâkin şöyle görünen aydınlık fecirdir» buyurmuştur.) [16]

 

Sonra da orucu geceye tamamlar:

Allâh Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurur:

( Gece bu taraftan gelir, gündüz de bu taraftan gelip güneş batarsa; oruçlu iftar etmiş olur )

Bu durum güneş dairesinin hemen batması akabinde gerçekleşir. Velevki ışığı belirgin olsa bile. Allâh Resûlü (s.a.s.)’in durumu oruçlu olduğunda böyleydi; Bir kişiye emreder, o da yüksek bir yere çıkar, güneş battı dediğinde; İftar ederdi

SAHÛR

Allâh Teâla şöyle buyurur:

( Ey iman edenler! Oruç, sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz ) [Bakara, 183]

Oruç, vakit ve hüküm olarak Ehli Kitâb’a farz olunduğu şekildeydi. Yemezler ve içmezler, uykudan sonra ilişkide bulunmazlardı ( Yâni birisi uyuduğunda bir sonraki geceye kadar yemek yemezdi ). Bu, müslümanlara da aynı şekilde farz kılındı. Bunun hükmü kalkınca, Allâh Resûlü (s.a.s.) Ehli Kitâb’ın orucu ile bizim orucumuzun arasını sahûr ile ayırdetmeyi emretti.

Allâh Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurur:

( Kitab Ehli’nin orucu ile bizim orucumuzun arasındaki fark, sahûr yemeğidir.)[19]

Sahûr berekettir, çünkü sahûr sünnete uymadır, oruç tutana güç verir ve sahûrda Kitab Ehli’ne muhâlefet söz konusudur.

Allâh Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurur:

(Sahûr yemeği yiyin; çünkü gerçekten sahûrda bereket vardır.)[20]

Sahûrun en büyük bereketlerinden birisi de, Allâh Teâla ve Melekleri sahûr yemeği yiyenlere salât getirmeleridir.

Hadiste:

( Sahûr yemeği berekettir, velev ki biriniz, sudan içeceği bir yudum olsa bile sahûru sakın terketmeyin. Gerçekten Allâh ve Melekleri sahûr yemeği yiyenlere salat getirirler.)

NİYET

Ramazanın girişi, gözle görüldüğü veya şehâdet ile yâhut iddetin[8] tamamlanmasıyla sâbit olmuş ise, mükellef olan her müslümanın orucuna geceden niyet etmesi farzdır.

Hadiste:

 

( Kim geceden oruca niyet etmezse, onun oruçu yoktur )[9]

Ramazan ayına idrak ettiğini bilmeden yer ve içerse sonra da bunu bilirse, kendini yemek ve içmekten tutarak orucunu tamamlar, bu onun için yeterlidir.

ORUÇ İBADETİ

ORUÇ İBADETİ

Mehmet ALPTEKİN

Oruç ibadeti de diğer ibadetler gibi yüce Allah’a karşı bir kulluk sınavıdır. Bir ay boyunca helal olan yeme, içme ve muamele-i zevciye gibi nefsin arzularını gündüzleri terk ederek  Allah’ın rızasını kazanma sınavıdır. Riyanın sızmasına kapalı olan oruç ibadeti, müminin ihlasının, takvasının bir göstergesidir. İbadetler, gönüllerdeki takvayı, dillerdeki iddiayı doğrulayan mübarek şahitlerdir. Her ne kadar yüce Allah (cc) kalplerde gizli olan ihlas ve takvayı bilirsede bunu ibadet şahidiyle kanıtlamasını ister. Güllerin, çiçeklerin kendi özünde sakladığı rengi, kokuyu, harika sanatı tazeliği ve güzelliği Rabb’imiz bilmektedir. Ne var ki özde saklı bulunan bu tazelik, özellik ve güzelliklerin açılıp saçılmasını insanların faydalanmasını ister.

İbadetlerin manevi hazları, sağladıkları ruhi yücelik ve coşkunun yanı başında göze kulağa ve tüm bedene yansıyan maddi faydalar ve zevkleri de yüklenmektedir. Örneğin Ramazan ayında oruç ibadeti için top veya davullar sahura kalkan müslümanların köyü, şehri ve beldesi uzaktan temaşa edildiğinde pencerelerden yansıyan ışık huzmelerinden papatya tarlası görünümünü vermektedir. Pencerelerinden sızan ışık huzmeleri, gönüllerindeki imanın takvanın dışarıya aksettiği ışık demetleridir. Bununla birlikte karanlığa gömülen pencereler de var. Bunlar da sahiplerinin kalplerindeki zulmeti yansıtmaktadır.

İbadetler insanları cennette nebiler, sıddıklar, salihler ve şehitlerle beraber olmaya bir birinden haz ve feyz alarak birlikte yaşamaya vesile olduğu gibi renkleri, dilleri, ırkları, kültürleri ayrı milyonlarca insanı arafat sahasında, mescid-i Haramda, her gün ve her hafta aynı saatte binlerce insanı mescitlerde bir araya getirerek kalbe nur, ruha huzur veren, karşılıklı ruhani feyz ikliminde pervaz etmelerini sağlayan, manyetik alanında kalpleri birleştiren yine ibadetlerdir. İbadetlerin dışında hangi güç milyonlarca insanı aynı saatte hem de devamlı şekilde bir araya getirebilir.

Hiçbir siyasi kuruluş, dernek vs. 500 bin Malatya halkını veya 65- 15=50 milyon halkımızın aynı anda çorbaya kaşık uzatmalarını sağlayamaz. Ancak bunu Allah’a olan iman bağı, ibadet cazibesi sağlayabilir. Bunun içindir ki, kaynağından kopmuş olan güçler, kuvvetler çok zayıftır. Yıldızlardan kopan meteorlar gibidir, parlaması çok kısadır, hemen sönmeye mahkumdur. Ama kaynağından kopmayan bir zerre de olsa ışık saçmaya devam eder. İman ve ibadetlerinin şuurunda olan bütün müslümanlar gökten yere uzanan Allah’ın ipine sarıldıkları için ruhen ve bedenen yek vucut gibidirler. Dolayısıyla güçlüdürler. İbadetli insanların bağıl değerini muhafaza eden imandır ve ibadetlerdir. Örneğin: üst üste yazılmış üç tane 5 rakamı 15 sayı ifade ederken aynı çizgi üzerinde yan yana gelen üç tane 5 rakamı 555 eder. İşte iman ve ibadet çizgisi üzerinde yan yana duran müslümanların da bağıl değeri o oranda yüksektir.

Hac’da, bayramda, Cumada, beş vakit namazda, teravihte ve Ramazan ayında müslümanları birleştiren, bütünleştiren kalplerindeki imani tevhidin, birlik ve beraberliğin dışdaki tezahürüdür. İbadetlerin tabii olarak sağladığı bu birlikteliğin yanı başında hayatın tüm alanlarında da aynı birliğin birlikteliğin oluşması gerekir. İbadette birlik... İtaatte birlik... İnfakta, yardımlaşmada birlik... Sosyal alanlarda ve siyasette birlik... Allah’ın ipine sarılmakta birlik...

Denizde batan bir geminin yolcularını kurtarmak için helikopter aynı noktaya bir halat indirir, o halatta tutunma yerleri vardır, halata yapışanları alır kurtarır. Tutunmayanlar da boğulmaya mahkum olur “Toptan Allah’ın ipine sarılın!” Al-i İmran/103 mealindeki ayet, şeytanın kasırgasından küfrün cehaletin boğucu denizinden kurtarmak için gökten yere uzanan Allah’ın ipine/vahyine sarılıp yapışmasını emrediyor. İşte Ramazan ayı orucu da bu semavi ipin tutunma yerlerinden biridir. İnşallah bu ip bizi sahili selamete kavuşturacaktır.

Ramazan ayı, on bir ay boyunca çeşitli günah mikroplarıyla hastalanmış insanların ve bizlerin alındığı karantina ayıdır. Salgın hastalığa yakalananların karantinaya alınıp tedavi oldukları gibi ümmet-i Muhammed (as) de bu ayda yoğun bakıma alınıp manevi hastalıktan tedavi görmektedirler. İnşallah hep beraber bayram sabahı taburcu olacağız. Bu münasebetle sigara günahını işleyen müslüman kardeşlerime tavsiyem:

Bu ayda gündüzleri helal yemeyi, içmeyi, meyveleri, helal rızıkları terkedip, Allah’ın emrini ve rızasını yerine getirenler, akşamları alimlerin haram kapsamına girdiğini söyledikleri iğrenç sigara ile iftarlarını açmasınlar. Orucun farziyyetini bildiren ayetin sonunda “ola ki korunursunuz” cümlesinin, oruç ibadetinin, insanları günahlardan, kötü alışkanlıklardan sakınmak için meşru olduğunu vurgulamaktadır. Orucunu tuttuğu halde halen kötü alışkanlıklarından sakınmıyorsa orucun espirisini yakalamamış, onun manevi atmosferini teneffüs etmemiş, orucu sadece yememe içmemekten ibaret sanan insanların işidir. Peygamberimiz (sav) bir hadisinde: “yalanı bırakmayanın orucuna Allah muhtaç değildir.” Buhari

Rabb’imize niyazımız: Orucun hikmetini yaşayarak, hakkını yerine getirip ecrini tastamam alan kullarından kılsın bizleri. Kötü amellerimize, çirkin alışkanlıklarımıza bir daha dönmemek üzere orucun korunma zırhını bize giydirsin Rabb’imiz. Mübarek ayın sıyamından, kıyamından, tilavet ve kıraatından bizleride nasipdar kılsın. Amin!

Zekâtin Faydalari, Zekat Kimlere Farzdir?, Zekât Kimlere Verilir

Zekâtin Faydalari

Zekât, kalbi cimrilik hastaligindan, mali fakirin hakkindan temizleyen, zenginlerde sefkat ve merhamet duygularini gelistiren bir ibadettir.
Zekât sayesinde fakirlerin kalbindeki haset ve kiskançlik ortadan kalkar. Kendilerine yardim eden zenginlere karsi sevgi ve saygi meydana
gelerek toplumda birlik ve kardeslik kuvvetlenmis olur. Islâm Dini, toplumun dertlerini tedâvi eden, ihtiyaçlarini karsilayan birçok
esaslar getirmistir. Allah'in emri olan zekât, bir sosyal yardimlasma sistemidir. Zekât malin büyümesini ve bereketlenmesini saglar.
Zekâti verilen serveti, yok olmaktan, kötü insanlarin zararindan Allah korur. Sevgili Peygamberimiz söyle buyuruyor:
" Mallarinizi zekât ile koruyunuz. " (et-Tergib ve't-Terhib, c.1, s.520)

 

Zekat Kimlere Farzdir?

Zekat, Müslüman, erginlik çagina gelmis, akilli, hür ve dinen zengin sayilan kimselere farzdir. Dinen zengin sayilanlar, borcundan ve aslî ihtiyaçlarindan baska "NISAP MIKTARI" mali olan kimselerdir.
ASLÎ IHTIYAÇ: Oturulan ev, giyim esyasi, binek arabasi, ticaret için olmayan kitaplar, sanatin icrasi için gerekli aletler
ve ailenin bir yillik nafakasidir.
NISAP: Dinimizin koydugu bir zenginlik ölçüsüdür. Bu ölçüye göre: Aslî ihtiyacindan baska 81 gram altini, 561 gram gümüsü veya bu miktarlar karsiligi parasi veya ticaret mali bulunan, kirk koyun veya keçiye, otuz sigira veya bes deveye sahip olan müslümanlar "NISAP MIKTARI" mala sahip olmus sayilirlar.
Asli ihtiyaçtan baska bu miktarlarda mala sahip olduktan sona tam bir yil geçince zekat farz olur.


 

Zekât Kimlere Verilir?

Zekât verilecek kimseler sunlardir:

1) Fakirler: Dini ölçülere göre zengin sayilmayan, nisab miktari mali olmayan kimselerdir.
2) Yoksullar: Hiçbir seyi olmayanlar.
3) Borçlular: Borcundan fazla nisab miktari mala sahip olmayanlar.
4) Yolcu: Memleketinde mali oldugu halde yolda parasiz kalan, elinde bir sey bulunmayan kimselerdir. (Bunlara memleketlerine varacak kadar zekât verilebilir.)
5) Allah Yolundakiler: Bunlar cihad veya hac için yola çikip parasiz kalanlar ile isini gücünü birakip kendisini ilme vermis olan kimselerdir.
Zekatin öncelikle fakir olan yakin akrabaya, komsulara, hemsehrilere verilmesi daha sevaplidir.
 

 

Zekât Kimlere Verilmez?

1) Ana, baba, büyük ana ve büyük babalara,
2) Ogluna, oglunun çocuklarina,kizina, kizinin çocuklarina ve bunlardan dogan çocuklara,
3) Zenginlere,
4) Müslüman olmayanlara,
5) Kari-koca birbirlerine.

 

 

Zekatin Ödenmesi

Paranin her 40 liradan bir lirasi zekat olarak fakire verilecektir. Canli hayvanlarin zekati nev'ine göre degisir. Koyunda: kirkta bir; devede: bes devede bir koyun, sigirda: otuzda bir danadir.

Nafile oruç ve fazileti

Nafile oruç ve fazileti
Sual: Nafile orucun da sevabı olur mu?
CEVAP
Oruç kazası olmayanın nafile oruç tutması çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir gün nafile oruç tutana kimseye, yeryüzü dolusu altın verilse, o orucun sevabını karşılamaz.) [İbni Neccar]

(Gizleyerek, bir gün nafile oruç tutana, Allahü teâlâ, Cennetini ihsan eder.)
[Hatib]

Sual:
Ramazandan sonra her ay oruç tutmak isteyen hangi günler tutmalıdır?
CEVAP
Her ay 3 gün oruç tutmak çok iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Her [kameri] ayda, üç gün oruç tutmak, bütün yılı oruçlu geçirmek gibi sevaptır.) [Buhari]

(İbrahim aleyhisselam, her ayda 3 gün oruç tuttu. Allahü teâlâ da ona ömrü boyu oruç tutmuş gibi sevap verdi ve ömür boyu sanki yiyip içmiş gibi kuvvet, zindelik verdi.)
[Beyheki]

(Her ay 3 gün oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmuş gibi olur.)
[Müslim]

(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbindeki kin yok olur.)
[Bezzar]

(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.)
[Nesai]

“Eyyâm-ı biyd” denilen kameri ayların 13, 14 ve 15. günleri de tutmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Ayda 3 gün oruç tutan, ayın 13, 14 ve 15. günlerinde tutsun!)
[Nesai]

(Her ay, eyyâm-ı biyd’de oruç tutan kimse, yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.)
[Nesai]

Sual: Zilhicce ayında oruç tutmanın fazileti nedir, hangi günlerde oruç tutmalı?
CEVAP
Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace]

(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.)
[Beyheki]

(Zilhiccenin ilk dokuz gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle azat etmiş veya Allah yolundaki mücahidlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.)
[R. Nasıhin]

(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu
[Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]

(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.)
[Ebul Berekat]

(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.)
[Beyheki]

(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!)
[Taberani]

[Tesbih:
Sübhanallah,
Tahmid: Elhamdülillah,
Tehlil: La ilahe illallah,
Tekbir:
Allahü ekber, demektir.]

İlk on günün kıymeti
Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediler. Peygamber efendimiz, cevabında buyurdu ki:
(Evet cihaddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehit olan kimsenin cihadı daha kıymetlidir.) [Buhari]

Ebüdderda hazretleri buyurdu ki:
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok dua ve istiğfar etmelidir! Çünkü Muhammed aleyhisselam, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevap verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır, Mizanda sevabı ağır gelir ve Cennette yüksek derecelere kavuşur.) [Şir’a]

Sual: Arefe günü oruç tutmanın önemi nedir?
CEVAP
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani]

(Aşure günü orucu bir yıllık, Arefe günü orucu da, iki yıllık
[nafile] oruca bedeldir.) [T.Gafilin]

(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.)
[T.Gafilin]

Sual: Receb ve Şaban aylarında oruç tutmanın fazileti nedir?
CEVAP
Receb ayı, hürmet edilmesi gereken dört kıymetli aydan birisidir. Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir]

(Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.)
[Taberani]

(Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir.)
[Ebu Davud]

(Receb ayında Allahü teâlâya çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.)
[Deylemi]

(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.)
[Gunye]

(Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini tutmuş gibi sevap verilir.)
[Miftah-ül-cenne]

(Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.)
[Ebu Ya’la]

(Receb büyük bir aydır. Allahü teâlâ bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi,
"Geçmiş günahların af oldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.) [Taberani]

(Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip
"Ya Rabbi onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed]

Şaban ayı
Hazret-i Âişe validemiz buyuruyor ki:
(Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari]

Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.) [Nesai]

Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi]

(Şabanda üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.)
[Ey oğul ilmihali]

Bünyesi zayıf olanın, Şabanın 15 inden sonra oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir.

Berat gecesi
Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Yani 14 Şabanın bittiği günün gecesidir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace]

Sual:
Şevval ayında tutulan orucun fazileti nedir?
CEVAP
Her zaman oruç tutmak sevaptır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhari)

Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberani]

(Ramazan orucu ile Şevvalde de altın gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.)
[İbni Mace]

(Ramazan ayı orucu on aya, Ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.)
[İbni Huzeyme]

Bazı âlimler, bu 6 gün orucun vakit geçirmeden, bayramdan sonra hemen tutulmasının iyi olacağını bildirmişlerdir. Bu oruçları aralıklı tutmak da caizdir.

Şevval ayında tutulan nafile veya kaza oruçlarını pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçlu iken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]

(Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.)
[Müslim]

(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.)
[Müslim]

Sual: Şevval ayına girdik. 6 gün orucuna başladım. Ramazanda âdet olduğum zaman tutamadığım oruçlarım oldu. 7 gün tutamadım. 6 günlük oruç diğerinin yerine geçer mi? Yoksa 13 gün oruç tutmam mı gerekiyor?
CEVAP
Altı gün orucu tutarken kazaya da niyet ederseniz hem kazanız ödenmiş olur, hem de Şevval ayında oruç tutma sevabına kavuşmuş olursunuz. 7 gün kaza tutarsanız borcunuz kalmaz.

Sual: Şevval ayında tutulan altı gün orucu (kaza ve nafile oruca niyet ederek) peş peşe tuttuk. Kimisi Pazartesi-Perşembe tutulması gerektiğini söylediğinde kötü bir niyet olmadan, bir an önce tutmak manasında (Altı gün orucu bir an önce tutup kurtulalım) dediğimiz oldu. Bir mahzuru var mı?
CEVAP
Oruç tutan adamın kötü niyeti olur mu? Siz onu kendinize bir görev hissettiğiniz için öyle dediniz. Namaz için de aynı şey söylenir. (Hele şu namazı bir an önce kılalım veya önce namazı kılalım da kurtulalım) demek küfür olmaz. Çünkü borçtan bir an önce kurtulmak demektir.

Sual: Biz komşularla altı gün oruçlarımızı tuttuk. Bir hanım, kadınların tutması gereken bir borcu varsa, bu altı gün nafile orucu tutamaz dedi. Bu doğru mu?
CEVAP
Farz namaz borcu olan nafile ve sünnet kılamaz, ancak oruç tutabilir. Çünkü ikinci ramazana kadar borcunu ödeyebilir. Ama bu altı günleri tutarken kazaya da niyet ederse hem bugünlerde oruç tutmuş olur hem de kazasını ödemiş olur.

Sual:
Şevval ayında tutulan 6 gün oruç, şevval ayı içerisinde hangi gün olursa olsun tutulabilir mi?
CEVAP
Evet, 30 gün içinde altı gün oruç tutulur.

Sual:
Ben 6 gün orucuna başladım. İkincisini bugün tutacağım. Ancak dün gece biraz uykulu idim, yemeği yiyip yattım. Sabah kalktığımda niyet etmediğimi hatırladım. Ancak gece yatarken hanımıma "ben sahura kalkacağım yarın ve diğer günler (14-15. günler de) oruç tutacağım dedim. Böyle yapmam niyet yerine geçer mi?
CEVAP
Sahura kalkıyor hem de yemek yiyorsunuz. Bu niyet yerine geçer. Hatta acele edip, vakit bitmeden şunu içeyim şunu da yapayım deniliyor, bunlar da niyettir.

Sual: Aşure günü tutulan oruca kaza diye niyet edince, hastalık vb...sebeple orucu bozmak zorunda kalan kişi, bunun için kaza mı kefaret mi tutmalı?
CEVAP
Kazamız varsa zaten kaza edeceğiz, yoksa nafile olacağı için tekrar tutmak vaciptir.

Sual: Tam olarak kaza borcumu hatırlamıyorum; bu yüzden her nafile orucu tutarken, son kazaya kalan ramazan orucumu tutmaya diye niyet etsem sakıncası olur mu?
CEVAP
Çok iyi olur.

Sual: Nafile orucu sebepsiz bozmak uygun mu?
CEVAP
Nafile orucu, sebepsiz bozmak günahtır. Bozunca kaza etmek de gerekir.

Sual: Bir kişi yiyecek bir şey bulamazsa veya yemek hazırlamaya üşenirse, oruç tutsa caiz olur mu?
CEVAP
Çok iyi olur.

Sual: Şabanın 14. mü, 15. günü mü oruç tutulur?
CEVAP
Onbeşinci günü tutulur.

Sual: Nevruz günü oruç tutmak mekruh olduğuna göre, her Pazartesi veya Perşembe günü oruç tutmayı âdet edinen, Nevruz günü bu günlere denk gelirse, yine oruç tutsa, mekruh olur mu?
CEVAP
Hayır, mekruh olmaz.

Sual: Savm-ı davud, yani bir gün yiyip bir oruç tutmak cumartesi ve mekruh güne denk gelse caiz mi?
CEVAP
Mahzuru olmaz. En faziletli oruçtur.

Sual:
Sükut orucu var mı?
CEVAP
Yoktur.

Sual:
İmsaktan sonra, nafile oruca niyet edip, dahveden önce, oruç tutmaktan vazgeçenin, bu orucu kaza etmesi vacip olur mu?
CEVAP
Evet.

Sual:
Şabanın 15. günü, cumartesine gelse, sadece bu gün oruç tutulur mu?
CEVAP
Bir gün öncesi ile veya bir gün sonrası ile tutulmalıdır.

Sual: Sadece cumartesi günleri oruç tutmam da mahzur var mı?
CEVAP
Yalnız cumartesi günü oruç tutmak mekruhtur.

Sual: Oruç neden cumartesi günü tek tutulmaz?
CEVAP
Cuma günü tek tutmak sünnet diyen ve mekruh diyen âlimler vardır. İhtiyaten tek tutmamak iyi olur. Ama hadis-i şerifte cumartesi günü tek tutmayın buyuruluyor. Sebebi bildirilmiyor. Cumartesi Yahudilerin önemli bir günüdür. Onlara benzememek için olabilir. Başka hikmetleri de olabilir.

Sual: Kaza orucu olmayanın, tuttuğu kaza orucu nafile mi olur?
CEVAP
Evet.

Sual: Nafile orucu, mesela arkadaş davet ettiği için bozunca sonra o orucu kaza gerekir mi?
CEVAP
Kaza etmek vaciptir. Vacip demek, o orucu yeniden tutmak lazım olur demektir.

Sual: Bir olay için, mesela sınav vb...ya da korktuğumuz bir yere giderken veya korktuğumuz bir olayın sonucunun hayırlı olması niyetiyle nafile oruçlu olmanın fazileti hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Oruçlu olmak, abdestli olmak, zikretmek elbette faydalıdır. Kaza borcunuz olmasa bile, oruca niyet ederken, kazaya niyet etmek daha uygundur.

Sual: Hadis-i şerifte (Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur) buyuruluyor. Yani bir anlamda kabul olunmuş, hakiki tevbe-i nasuh gibi oluyor mu?
CEVAP
Hayır tevbe gibi olmaz. Tevbe pişman olup günahları terk etmektir. Yani artık bir daha günah işlememek demektir. Şevvalde 6 gün oruç tutanın böyle bir niyeti yok. O yine günahlarına devam edecek, sadece oruç tutmakla sevap işliyor, sevabı kadar günahı affoluyor. Sonra bu günahlar büyük günahlar için değil, küçük günahlar içindir. Büyük günahları, insan ve hayvan hakları kendisine veya vârislerine ödenmedikçe günahları affedilmez. Nafile ibadetin sevabına kavuşabilmek için imanda ve farzlarda kusurlu olmamak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek ve o işi ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır. Abdest alanın da bütün günahları affolur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Abdest alan bütün günahlardan temizlenmiş olur.) [Müslim]
Bu da aynen Şevvaldeki oruç gibidir. Küçük günahlardan temizlenmiş olur.

Sual: Oruç tutarken bir davete gidilince, orucu bozmak günah mıdır?
CEVAP
Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince, orucu bozmak günah değildir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek ve onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz, (Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği halde, sen hâlâ “Oruçluyum” diyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın) buyurdu. (Dare Kutni)

Yine buyurdu ki:
(Davete giden, Ramazan, kaza ve adak orucu değilse, [nafile] orucunu bozsun!) [Taberani]

(Din kardeşinin hatırı için nafile orucu bozana, bin günlük oruç sevabı yazılır. Bu orucu kaza edince de iki bin günlük sevap yazılır.)
[Şir’a]

Öğleden sonra, bir zaruret olmadıkça, nafile orucu bozmamalıdır! Hadis-i şerifte, (Nafile oruç tutan kimse, öğleye kadar muhayyerdir) buyuruldu. (Taberani)

Sual: Cuma günü kaza orucu tutmak mekruh mu?
CEVAP
Cuma günü nafile oruç tutmak müstehaptır. Yani mahzuru olmaz. Kaza orucu tutmak da böyledir. Bazı âlimler Cuma günü tek başına nafile oruç tutmak mekruh dediği için, bütün âlimlere uymak gayesiyle yalnız Cuma günü oruç tutmamak daha uygun olur. Bir ihtiyaçtan dolayı tutulursa mekruh olmaz.

Sual: Nafile oruç tutarken, sorana oruçlu olduğumuzu söyleyince riya olur, orucun sevabı gider deniyor. Böyle bir şey var mı?
CEVAP
Hayır, riya olmaz ve orucun sevabı gitmez. Nafile ibadetleri gizli yapmak iyi olur. Mecbur kalmadıkça açıklamamalı. Sadakayı gizli vermeli, nafile namazları da gizli kılmaya çalışmalı. Ama gösterilmesinde fayda varsa, başkalarını teşvik edecekse, o zaman açıktan yapmak daha iyi olur. Riya kalbde olur. Yani insanlara gösteriş için ibadeti yapmak demektir. Allah rızası için yapınca, insanlar görse de mahzuru olmaz.

ORUÇ ve SAĞLIK

ORUÇ ve SAĞLIK

Oruç sağlık kapısı

Ramazan ayının gelmesiyle birlikte tutulan orucun, manevi yönü kadar sağlık açısından da pek çok faydası olduğunu ifade eden uzmanlar, rahatsızlığı bulunan hastaları ise oruç tutarken dikkatli olmaya çağırıyor.

Eskilerin bir sözü var: "Az yiyen melek olur, çok yiyen helak olur" diye.. Bu sözün doğruluğunu teyid eden uzmanlar, Ramazan ayının gelmesiyle birlikte yenilen yemeğin miktarının azalmasının, karaciğer, bağırsak ve obezite (şişmanlık) gibi pekçok hastalık üzerinde olumlu etkisi olduğunu ifade ediyorlar. "Oruç manevi açılımıyla olduğu kadar bir beslenme biçimi sağladığından sağlık için yararlı olduğu tartışılmaz bir gerçektir" diyen Dahiliye Uzmanı Dr. Ali Sait Turgut, orucun obezite rahatsızlığından, bağırsak ve karaciğer gibi pekçok rahatsızlığa sağlık davetiyesi çıkardığını ancak kalp, tansiyon, oniki bağırsak ülseri olan hastaların ise oruç tutarken dikkatli olmalarını tavsiye ediyor. Sık sık şekeri düşen ve organik rahatsızlığı olanların ise oruç tutmalarının hayatlarını tehlikeye sokacağı konusunda uyarıda bulunarak, bu tür hastalığı olanların oruç tutmamalarını belirtiyor.

Vücut kendini yeniler
Orucun insan vücudunu dinlendireceğini ifade eden Esma Hatun Hastanesi dahiliye uzmanlarından Dr. Ali Sait Turgut, "Oruçlu insanda uyarılan salgılar azalır. Mide, bağırsak sistemi istirahate çekilir. Yani bir ay süresince bu sistem kendini yeniler ve organize eder. Diğer zamanlarda çokça tüketilen sigara, alkol gibi zararlı maddelerin daha az alınması da bu sistemin yenilenmesini hızlandırır. Bu da direkt olarak mide, bağırsak ve karaciğeri hem dinlendirir, hem de kendilerini yenilemelerine fırsat verir" dedi.


Rahatsızlığı olanlar dikkat
Gerek gastrit ve gerekse ülser hastalarını tehdit eden üç önemli risk faktörünün sigara, alkol ve stres olduğunu belirten Dr. Turgut, "Ülser ve gastrit hastalarından oruç tutanlar orucun manevi yönünü öne çıkardıkları için bu üç unsurdan da azami ölçüde uzak kalır ve mide kendine gelir. Yine sigaranın azalması neticesinde ciğer hastalıkları azalmakta, kan zararlı maddelerden temizlenmektedir" diye konuştu.

Dr. Turgut, "Obezite (şişmanlık) hastalığı çok yemek yemekten kaynaklanan bir hastalıktır. Ramazan'da yiyilen yemeğin miktarı oruç tutulduğu için azalacaktır. Obezite hastaları çok sık yemek yer. Aşırı yemek kalp ve tansiyon hastalarının hayatlarını tehlikeye sokacağı unutulmamalıdır" dedi.

ORUÇ HER DERDE DEVA

Mide ve bağırsak dinlenir.

Düzenli yeme alışkanlığı sağlanır.

Alkol tüketilmediği ve sigara da azaltıldığı için vücuttaki kan temizlenir, ciğerler kendini yeniler.

Orucun manevi havası stresi azaltır. Özellikle gastrit, ülser gibi mide rahatsızlıklarının baş düşmanı olan stres, alkol ve sigara tüketimi Ramazan ayında azalacağı için bu tür hastalarda iyileşme görülür.

Sürekli yeme alışkanlığından kaynaklanan obezite(şişmanlık) hastası olanların vücutları dinlenir ve yeme alışkanlıklarını düzenlemeleri için bir fırsat doğar.

ORUÇ TUTANLARIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Sahur ve iftarda birden bire çok yemek yemenin sağlık için tehlikeli olduğunu unutmayın.

İftarda ve sahurda hafif yemekler yiyin.

Tıka basa doymadan sofradan kalkın.

Özellikle kalp ve tansiyon hastası iseniz, hamurlu, tuzlu ve kızartma türü yiyeceklerden uzak dursun.

Mide rahatsızlığı olanlar asit giderici ilaç kullansın.

Oruç döneminde vücutta şeker, sodyum, kalsiyum ve fosfat düşeceği için bunların telafisini yapın.

Sahurda hazmı kolaylaştırıcı, lifli gıda içeren yiyeceklerden tüketin, kızartma ve baharatlı yemeklerden ise uzak durun.

Bol sıvı gıda alın, gazozlu içeceklerden uzak durun.

Halsizlikten kurtulmak için tuzlu ve bol sıvı gıdalar (portakal ve meyve suları vs) tüketin.

İnsülin kullanan, sık sık şekeri düşen ve ciddi organik rahatsızlıkları olanların oruç tutmamaları tavsiye olunur.

Ramazan ayını fırsat bilerek sınırlı ve düzenli yemek yemeği alışkanlık haline getirin.

İtikaf nedir, kadınlar nasıl yapar

İtikaf nedir, kadınlar nasıl yapar
Sual: Yaşlı ve dul bir kadınım. Evde gelinim de var. İtikafın çok sevap olduğunu duydum. Kadınlar evde itikafa girebiliyorlarmış. Evde itikafa nasıl girilir? En az, en çok ne kadar durmak gerekir? İtikafta oruçlu olmak şart mı?
CEVAP
Ramazan ayının son on gününde, gece gündüz bir camide kapanıp ibadet etmeye, itikaf denir.

Ramazan-ı şerifte itikaf, sünnet-i müekkededir. Ancak itikaf, sünnet-i kifaye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikafa girerse, diğerlerinden bu sünnet sakıt olur. Bu bakımdan imkanı olanlar itikafa girmelidir! İtikaf eden kimse camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(İtikafta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace]

(Bir devenin iki sağımı kadar itikaf eden, bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır.) [Tenvir]

(Ramazanda on gün itikaf eden, 2 defa
[nafile] hac yapmış gibi sevap kazanır.) [Beyheki]

(Allah rızası için bir gün itikaf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.) [Taberani, Hakim]

Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikaf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaat ile namaz kılmak sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur. (Hadikat-ün-nediyye)

Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Mirac gecesi, beşinci göğe geldiğimde, Osman’ın suretini gördüm. Bu mertebeye ne ile eriştin dedim. Mescidde itikaf etmekle dedi.) [Menakıb-ı Cihar Yâri Güzin]

İtikaf; oruç, namaz gibi adak olunur. Çünkü başlı başına bir ibadettir. Hastam iyi olursa, itikafa gireceğim denmez. Hastam iyi olursa, Allah rızası için, şu kadar gün itikafa gireceğim demek adak olur. (S.Ebediyye)

İtikaf gibi başlı başına ibadet olan bir şeyi nezredenin, bunu yerine getirmesi gerekir. (Dürer)

Kadınlar camide itikaf yapmaz. Evde ise şarta bağlıdır. Eğer mescit olarak kullandığı bir oda varsa, o odada itikafa girebilir. Yemek yapmak, temizlik gibi ev işlerinin hiç biri yapılmaz. Sadece ibadetle uğraşılır. Abdest gibi zaruri işleri yapmanın mahzuru olmaz.

Ramazanın son on gününde olanı sünnet-i kifayedir. Az itikaf da yapılabilir. Bir gün veya birkaç saat gibi. İtikafa girenin oruçlu olması şarttır. Sadece Şafii mezhebinde oruçlu olma şartı yoktur. Diğer üç mezhepte oruçlu olmak şarttır. İmkanı olan kadınların evde itikafa girmesi, unutulmuş bu sünneti ihya etmesi ve sünneti ihya etme sevabına kavuşmaları çok iyi olur.

Oruç ve Ramazan Hikayeleri


Ayeti Kerimenin İndirdiği İftar 
 

 

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin küçük yaşta hastalanırlar. Hz. Ali ile Hz. Fatıma çocuklar iyi olunca, ikisi de oruç tutar. Birinci gün, iftar için hazırladıkları yemeği, o esnada kapılarına gelen yetimlere vererek, iftar etmeden, ikinci günün orucuna başlarlar. O  akşam iftarlığını da, yine o saatte kapıya gelip, (Allah için bir şey verin!) diyen fakir ve miskinlere verdiler. O gece de, iftar etmeden, üçüncü günün orucuna başladılar. O akşam dahi, kapılarına gelen esirleri boş çevirmemek için iftarlıklarını bunlara verdiler.


Bunun üzerine, Ayet-i Kerime indi. Ayet-i Kerimenin Meal-i Alisi şöyledir:


"Bunlar, adaklarını yerine getirdiler. Uzun ve sürekli olan kıyamet gününden korktukları için, çok sevdikleri ve canlarının istediği yemekleri miskin, yetim ve esirlere verdiler. Biz bunları, Allahu Teala'nın rızası için yitirdik. Sizden karşılık olarak bir teşekkür, bir şey beklemedik, bir şey istemeyiz dediler.  Bunun için, Cenab-ı Hak, onlara Şarab-ı Tahur içirdi."
(insan, 7-9, 21)


Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 
 

 Beşikte Oruç
 
 

 

 

 
Abdulkadir Geylani Hazretleri, henüz iki-üç aylıkken görülen kerametlerini annesi söyle anlatır:


"Oğlum henüz birkaç aylıktı. Mübarek Ramazan ayı geldi. Birinci gün şafak söktükten güneş batıncaya kadar bütün gün hiç süt emmedi. İkinci gün de ayni durum tekrar edince anladım ki Abdulkadir oruç tutuyor.

 

İkinci sene Şaban ayının sonuna doğru hava fazla bulutlu olduğu için halk Ay'ı göremedi. Ramazanın başlama tarihini tespit edemediler. Abdulkadir'in bu meziyetini bilenler hemen annesinin yanına gidip onun süt emip emmediğini sordular. Gerçekten o gün Abdulkadir şafaktan beri süt emmemişti. Daha sonra o günün ramazanın birinci günü olduğu anlaşıldı.

Beşikteyken oruç tuttuğunu şu beyit ile dile getirir.

"Başlangıcım şöyleydi, dillerde söylenirdi.
Beşikteyken oruçtum, bunu herkes bilirdi.

Allah ona ayağını veli kullarımın omuzlarına koy derken sebebi bu olsa gerek ...

Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 
 

 Bizzat Şeytan Uğraşıyor
 
 

 

Bir Ramazan günü Abdulkadir Geylani Hazretleri dostları bir çölden geçiyorlardı. Hava oldukça sıcaktı. Tuttukları oruçtan dolayı açlık onların takatini kesmiş ve onları halsiz bırakmıştı. Buna rağmen, yollarına devam ediyorlardı. Bu sırada karşılarında bir ışık belirdi ve onlara şöyle seslendi:

-Ben sizin rabbinizim Ramazan'da yemek içmek size haramdır. Ama şimdi size helal kıldım. Yiyiniz içiniz.

Bu ilginç durum karşısında heyecana kapılan bazıları, hemen su kaplarına ve yiyeceğe el attılar. Tam bu sırada Abdulkadir Geylani hazretleri dostlarını uyardı:

-Sakın oruçlarınızı açmayın!

Sonra sesin geldiği tarafa dönüp:

- "Euzu billahi mine'ş-şeytani'r-racim. Euzu billahimine şerri zalike" kovulmuş şeytandan Allaha sığınırım.

Bu görünen şeyin zararından Allaha sığınırım, der demez nur görünen şey bir anda kapkara kesildi! Şeytan kendisini süslü göstererek onları aldatmaya yeltenmiş ama oyunu çabucak ortaya çıkmıştı.


Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 
 

 Cehennem Korkusu ve Sıcak Günde Oruç
 
 

 
Haccac ve adamları Mekke ile Medine arasında yolculuk ya­parken bir suyun başında mola verdiler.

Sofra kurulunca; Haccac etrafa bakın fakir birisi varsa getirin beraber yiyelim dedi. Hizmetçiler yakınlarda üzerinde bir hırka olan birini gördüler. Onu uyandırıp; Seni Haccac çağırıyor, dedi­ler ve adamı Haccac'ın yanına götürdüler.

Haccac:

-Gel beraber yemek yiyelim, dedi.

Adam yemem diyerek Haccac'ın teklifini reddetti cevaba şaşıran Haccac sebebini sorunca:

-Beni senin sofrandan daha iyi. bir yere çağırdılar.

-Nereye çağırdılar? Deyince adam:

-Allah'ın misafirliğine çağırdılar. Ben oruç tutuyorum deyince,

Haccac böyle sıcak günde oruç mu tutuyorsun? Deyince adam şöyle cevap verdi:

-Evet, bu sıcak günde oruç tutuyorum ki kıyamet gününün sıcaklığından kurtulayım, dedi.
 
 
 

 Ebubekir (r.a.) Oruç Açıyor
 
 

 
Hazreti Ebubekir kavurucu bir yaz günü oruç tutmuş ve akşam iftar sofrasında sadece bir tas soğuk su vardır İftar vakti gelince soğuk su ile orucu nu açmak için bardağı ağzına götürdü. Fakat bardağı ağzına götürmesiyle bırakması bir oldu. Ve hıçkırıklara boğuldu bir oldu. Yanındakiler Hz. Ebubekir'in bu haline bir anlam vermediler. Hz. Ebubekir kendine gelince neden bir anda hıçkırıklara büründüğünü sordular.

Hz. Ebubekir şöyle cevap verdi:

Bir gün Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ile otururken eliyle hareketler yapıyordu. Sanki karşısında birisi varmış gibi ona git diyordu sordum.

-Ya Resullailah elini iter gibi hareket yapıyordunuz? Diye sordum.

Şöyle cevap verdi;

Dünya yanıma geldi kendini bana kabul ettirmek istedi, git dedim kendini bana kabul ettiremezsin dedim.

-Yeminler olsun sana, sen benden kaçıp kurtulsan senden sonrakiler benden kurtulamayacaklar kendimi onlara kabul ettiririm.

Hazreti Ebubekir:

-Bende bu soğuk suyu içerken dünyayı kabul edenlerden mi oldum diye ağladım.

O soğuk su içerken bunu düşünüyorsa biz soframıza inip kalkan yemekler için ne demeliyiz? Dünyanın kullarıyız dersek doğru olur mu?

Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 
 

 Gıybet Dinledim Orucum Bozuldu
 
 

 
Allah dostlarının orucu akşama kadar sadece aç kalmak de­ğildir. Onlar orucu kendini değil haram ve mekruhlara onlar kendini şüpheli olan şeylere karşı bile kendini kapatmaktır. Onla­rın derdi sadece akşama kadar aç kalmak değil, tuttukları oruçla Rıza-i ilahiye kavuşmaktır. Onlar için yılın her ayı ramazan ayı gibi yaşıyorlardı. Sürekli oruç tutardı.


Bir gün oruçlu iken yanın­da Hindistan sultanı çekiştirilip, gıybeti yapılınca;

Dıhlevi hazretleri;

"Eyvah orucum bozuldu" dedi.

Yanındakiler; "ama efendim gıybet yapan siz değildiniz" de­yince;

"Gıybeti yapan da dinleyende ortaktır." hadisi şerifi ile karşı­lık verdi.
 
 
 

 Hayvanlar Oruç Tutmaz
 
 

 
Son Asrın Evliyalarından Hacı Cemal Öğüt Fatih Camiinde, bir Ramazan gününde vaaz ediyor. Dışarıda oruç tutmayanları, başı açıkları, namaz kılmayanları görüyor, onlara bir şeyler demesi lazım, ama direkt olarak bir şey de söylemek istemiyor.
Konuya şöyle giriyor:

Şu Hacı Cemal var ya, bu saf hanımla nasıl yaşayacak, nasıl idare edecek, bilemiyorum."

Diyeceksiniz ki: "

Senin hanım çok mu saf?"

Aman sormayın, o kadar saf, o kadar saf ki, isterseniz bir saflık örneği vereyim de bakın anlayın. Hacı Cemal'in de bu saf hanımla nasıl yaşayacağını siz düşünün.

Efendim, öğle namazından önce abdestimi aldım, cübbemi giydim, kapıya da çıktım, buraya vaaza gelmek üzere ayakkabı­larımı giyerken bizim hanım da mutfakta iftarlık yemek hazırlı­yordu. Birden feryadı bastı.

"Eyvah, bu da mı gelecekti başıma?"

Hemen ayakkabılarımı çıkardım/mutfağa doğru koştum, bak­tım, mutfakta bir şey yok.

Dedim ki:

"Hanım, yangın alarmı ve­rir gibi ne bağırıyorsun öyle? Ne var?"

Dedi ki:

"Görmüyor mu­sun kediyi?"

"Görüyorum, kediye ne olmuş?"

“Daha ne olacak? İftarlık pideleri yiyor" demez mi?

Tepem at­tı.

"Hanım sen de ne kadar cimrisin. İnsan bir pide için bu kadar çığlık atar mı? İşte camiye gidiyorum. Ne kadar pide istersen alır getiririm, hem de tazesinden" deyince, hanım bu sefer saf saf bana baktı, dedi ki:

"İlahi hoca, asıl saf olan sensin! Ben pideye mi acıyorum? Görmüyor musun, şu mübarek Ramazan gününde hayvan oruç tutmuyor, oruç? Şapur şupur pide yiyor. Ben hay­vanın oruç yediğine kızıyorum, ona üzülüyorum."

Tepem iyice attı. Ben de dedim ki:

"İlahi hatun sen bilmiyor musun ki, hayvanlar oruç tutmaz, sen bilmiyor musun ki hayvanlar namaz kılmaz, sen bilmiyor musun ki, hayvanlar açık yerlerini örtme ihtiyacı duymazlar"

Cemal Hoca cemaate döner:

“Nasıl bizim bu saf hatuna iyi söylemiş miyim?"

Cemaatte gülüşmeler, mesaj alınmıştır.
 
 
 

 Huzura Oruçlu Gitmek
 
 

 
Ramazan ayının ilk günlerindeydi. Bir gece oturduğu evden dışarıya çıkan Nasuhi Efendi, dergahın bahçesinde dolaşıyordu. Onun bahçede dolaştığını gören hanımı, bahçeye çıkarak yanına yaklaştı ve


"Muhterem Efendim! Bu gece vakti bu bahçede niçin gezinip durursunuz?" diye sordu.

O da;


"Allah Teala bilir ama bu bayramı burada geçireceğiz.

Şimdiden kendime yer hazırlıyorum." buyurdu.

Hanımı bunu işitince üzüldü;


"Niçin böyle söyleyip yüreğimizi yakıyorsunuz." dedi.


 Nasuhi hazretleri;


"Takdir-i İlahi böyledir." cevabını verdi.


Aradan günler geçti. Ramazan-ı Şerif ayının orta­ sına geldiğinde, sevenlerini etrafına toplayıp, yerine oğlu Alaed din Efendiyi halife tayin etti ve vasiyetini bildirdi.

Muhammed Nasuhi Hazretlerinin talebelerinden Şami Ahmed Efendi, vefat edeceği gün hocasını ziyaret etti. Muhammed Nasuhı Efendinin hastalığı iyice artmıştı.

Şami Ahmed Efendi ona;


"Efendim biraz az oruç tutup ilaç kullanırsanız rahatsızlığınız iyileşebilir." deyince,


Nasuhi Efendi;


"Oğlum! Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle otuz senedir farzları değil nafileleri dahi noksan yapmadım. İnşallah bu gece dergah-ı iz­zete oruçlu giderim." buyurdu.


Muhammed Nasuhi hazretleri vefat ettikleri gün ikindi namazından sonra hizmetinde olan dervişlere;


"Bu gece Cüneyt-i Bağdadi, Abdülkadir-i Geylanı, Molla Hünkar Celaleddın, Maruf-i Kerhı, Seyyid Yahya Şirvan, Sultan Şaban-ı Veli ve Hocam Ali Atvel hazretleri teşrif buyuracaklardır. Onlara hizmette kusur etmeyin.


"İftar vaktinde Derviş İbrahim, Nasuhı hazretlerinin yanından odanın kapısına va­rıp iki lokma ekmek yedi. Üçüncü lokmayı yerken Nasuhi haz­retleri bir defa;


"Hu" diye seslendi.


Derviş İbrahim ekmeği bı­rakıp içeri girerken tekrar; "Hu" diye Allah Teala'nın ismini zikredip ruhunu teslim etti.-

Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
 
 

 Mecusi'yi Ramazana Hürmet Affediyor
 
 

 

Bir Ramazan günü idi. Müslüman mahallesinde oturmakta olan ateşe tapan bir Mecusi'nin küçük çocuğu Müslümanların arasında ekmek yiyordu. Hemen babası çocuğun bu halini fark etti:

 

-Oğlum Müslümanların arasında yemek yenir mi onlar bu günlerde oruç tutarlar onlarca muhterem günlerdir, diyerek çocuğu azarlayıp eve gönderdi.


Her faninin başına gelen ölüm O'nu da alıp götürdü ölümünden sonra şehirde bulunan bir Allah dostlarından birçoğu Mecusi'yi rüyalarında cennet'te gördüler. Halbuki hayatında Allah diye ateşe ibadet eden bir kimsenin, cennete girmesi adli ilahiye mugayirdi.


-Nasıl oldu da bu nimete eriştin! Biz seni imansız bilirdik. Hatta öldüğünde cenazen namazını bile kılmadık. Dediklerinde O şu cevabı verdi.


-Evet! Doğru söylüyorsunuz. Ben Mecusi idim. Fakat bir gün küçük oğlum Müslüman mahallesinde, onlar oruçlu olduğu halde ekmek yiyordu. Ben çocuğun onların gözleri önünde ekmek yemesine müsaade etmedim. Müslümanların hürmet ettiği bir şeye bende hürmet ettiğim için Cenabı-ı Allah benim ruhumu bir Müslüman olarak aldı. Ölüm anında başıma biri geldi. Bana "Eşhedü enla ilahe illalah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resuıühu." dedirtti ve ondan sonra ruhumu teslim ettim, o sebepten bu gördüğünüz mükafata kavuştum, dedi.


Hikayenin işaret ettiği nokta şudur. Bir Mecusi Ramazan ayına gösterdiği hürmetten dolayı imanın tadını alırsa, inanarak oruç tutan ve dilini dudağını bağlaması, şehevati nefsaniyeyi gemleyen bir mümin ve Ramazan ayına hürmet edenin durumu nasılolacaktır, Siz düşünün.


Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 
 

 Onlar Oruç Tutmadılar
 
 

 
Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek:

- Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur.

Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek:


- Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinze gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resulullah (s.av.)

- Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler, nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç tuttularsa, istifra etsinler bakalım, buyurdu.

Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da denileni yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize dönerek vaziyeti bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):

- Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi.

 
 

 Orucu Bazen Bozmak Gerek
 

 
Muhammed Bahauddin Şah Nakşibend (k.s.) Hazretlerine pişmiş bir balık hediyesi geldi. Dervişler de yanında bulunuyor­lardı. Aralarında bir abid, zahid genç vardı. O gün oruçluydu.


Şah Nakşibend Hazretleri o gence şöyle dedi:

-Arkadaşlarına uy, orucunu aç.

O genç, böyle bir emri kabul etmedi; orucunu açmadı.


Şah Efendimiz ona şöyle dedi:

-Sen bugün orucunu aç, arkadaşlarınla ye. Ben sana, Ra­mazan ayında tutulan bir günlük oruç sevabı bağışlayacağım.

O genç, yine bu emri kabul etmedi; orucunu açmadı.


Bu se­fer de, Şah Hazretleri şöyle dedi:

-Sen şimdi bu orucu aç, gelen şu balığı kardeşlerinle birlikte ye. Ben sana Ramazan günlerinde tutulan oruçlar kadar oruç sevabı bağışlayayım.

O genç bunu da kabul etmedi, orucunu bozmayacağını söy­ledi.


Bunun üzerine, Muhammed Bahauddin Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri şöyle dedi:

-Senin gibi biri ile Sultan'ül-Arifin Bayezid-i Bestami de karşılaştı; Allah ondan razı olsun.

Sonra şu emri verdi:

-Bunu bırakınız; zira bu, Hak'tan da, hakikatten da uzaktır. Zira o gibi kimseler, Allah'ın veli kullarının emirlerini küçümsemişlerdir. Bundan sonra Allahu Teala onu, beladan belaya çarptırdı. Dünyada uğramadığı felaket kalmadı. İçinde bulundu­ğu ibadet saadetinden de oldu. Zühdü de eridi; iyi hali de.

 
 

 Oruçlu musunuz, Değil misiniz?
 
 


 

Senusi Hazretleri, Allah korkusunun fazlalığı kendisinin devamlı Allah tarafından gözetilme şuuru ve tefekkür halinde olmak gibi sebeplerden dünyada sanki hapiste gibiydi. O günlerini bir gün oruçlu bir gün oruçsuz geçirirdi. Kendisini bir şey verilince yer, verilmezse talep etmezdi. Oruçlu olduğu bazı günlerde,


-Oruçlu musunuz yoksa değil misiniz? Diye sorulunca;

-Ne oruçluyum ne de değilim derdi.


Oruca niyetli olduğu için "oruçlu. değilim" diyemezdi. Ama kendini hakiki oruç tutanlardan oruç ıbadetinin hakkını verenlerden saymadığı için "oruçluyum" da diyemezdi, soranlar böyle söylemesindeki inceliği anlamayıp:


-Oruçlu olup olmadığınızı bilmiyor musunuz? diyenlere cevap vermez sadece tebessüm ederdi.

Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 
 

 Padişah, Kulumun Kulu
 
 

 

Devrin birinde padişahın biri Ramazan ayı geldiği vakit, ikin­diden sonra akşama kadar davulcuların şenlik yapmalarını ve çalgılar çalmalarım emrederdi. Bununla hem günün tez geçme­sini ve hem de açlığın tesirini anlamamasını sağlamak, isterdi. Çünkü oruç ekseriye ikindiden sonra insana şiddetle tesir eder. İşte yine bir Ramazan ayında padişah oruçtan fazla incinmemek için bu şekilde emretmişti. Bir gün böyle vaziyette iken oradan bir kamil Şeyh geçer. Bakar ki çalgılar çalmıyor, davullar vurulu­yor, adeta kıyamet kopuyor. Kendi kendine şu kötülüğü kaldır­malıyım ve bu padişahı bu gafletten uyarmalım. Çünkü bu an if­tar anıdır. Rahmet ve mağfiretin coştuğu bir zamandır. Bu za­manda bu çeşit hareketler Müslümanlara gerekmez der.
Padişahın sarayına gider, çalgıları susturmak ve neşelerine son vermek ister. Padişah da onu o anda saraydan seyreder. Padişah ihtiyarın yakalanmasını emreder, adamı huzuruna çağır­tır ve kendisine şöyle sorar:

-Şu münasip olmayan işi niçin işledin?


İhtiyar:

-Bu iş kötü bir iştir. Biz kötü işleri kaldırmakla memuruz der.

Padişah:
 
-Benden korkmadın mı?


İhtiyar;


-Ssenden bana gelecek olan şeye sabrederim. Nitekim Allah Teala Kur'an'da "sana gelen şeye sabret" buyurdu. Ben senden asla korkmam. Çünkü sen kulumun kulusun.


Padişahın etrafımdakiler:


-Bu adam aklını kaybetmiştir.


İhtiyar:


-Hayır, ben aklımı kaybetmedim. Bi­lakis, hakikatte o, kölemin kölesidir. Sen kölemin kölesisin. Çünkü insanlar iki kısımdır:

Birincisi; nefsi mağlup, kendisi galip alandır ve nefsini istediği tarafa çevirebilir.
İkincisi ise: Nefsi kendisine galip ve üzerine amir kimsedir.

Ey padişah! Şimdi düşün, sen bunların hangisindensin?"

Padişah:


-İkincisiyim, der.

İhtiyar:


-Nefis kulumdur, sen de nefsin kulusun. Yani sen ku­lumun kulu oldu, der.

İhtiyarın bu sözleri üzerine padişah son derece müteessir olarak derhal tevbe edip pişman olur. İhtiyara da birtakım ik­ramlarda bulunur.
 
 
 

 Recep Ayında Oruç
 
 

 
Basra'da yaşayan abide bir kadın vardı. Evliya kadın ölümü yaklaşınca oğluna:

- Oğlum Recep ayında oruç tutup namaz kıldığım elbiselerimle beni defnet dedi.


Bir süre sonra o evliya kadın öldüğünde oğlu vasiyetini unutup normal bir kefen ile defnedip eve geldiğinde annesini sardığı kefeni evde bulur. O an aklına annesinin vasiyeti gelir Recep ayında ibadet ettiği elbiseleri gelir. Evi arar elbiseleri bulamayınca oturup hayretler içinde düşünür, ama bir şey anlayamaz.


Gaybden bir ses gelir. O ses "kefenini al biz onu Recep ayında oruç tuttuğu elbiselerle" defnettik. Çünkü biz Recep ayında oruç tutanı mezarda bile olsa üzüntülü bırakmayız.


Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 
 

 Sabrın Zirvesi
 
 

 

Allah Dostlarından Hazreti Rabia Hayatını ibadete adayan bu yolda evlenmeyi dahi düşünmeyen yüce kametin hayatında orucun yeri bambaşkaydı. Sık sık nafile oruç tutardı bir defasında yiyecek bir şey bulamadı sekiz gün böyle geçmişti ve yiyecek bir iftarlık kuru bir ekmeği bile yoktu. Açlık iyice şiddetlenmiş ve kendi kendine acaba nefsime zulüm mü ediyorum diye düşünürken derken kapı çalınır. Komşusu bir tabak yemek getirmiştir.Ortalık karanlıktır. Onu alıp yere koyar. Işık aramaya gider. Işığı yakınca kedinin yemeği döktüğünü görür. Ne yapayım bari iftarı su ile açayım diye düşünür. Bu sırada ışık söner ve bardağı alıp su içecekken bardak düşüp kırılır. Elini açar:

-Ya Rabbi! Bu zavallı kulunu deniyorsun, fakat acizliğimden sabredemiyorum. Diyerek bir ah çeker. Bu sırada gaybden şöyle bir ses duyulur:

-Ey Rabia! İstersen dünya nimetlerini üstüne saçayım. İstersen üzerindeki dertleri kaldırayım. Fakat bu dertler ile nimetler bir arada bulunmaz.

Bu sözü işitince Hazreti Rabia:

-Ya Rabbi beni kendin ile meşgul eyle ve senden alıkoyacak işlere bulaştırma diye dua eder.
 

Farklı takvim ve imsakiyeler

Sual: Takvimler ve Ramazan imsakiyeleri neden farklıdır, niye hepsi aynı değil?
CEVAP
Bugün ülkemizde, iki çeşit takvim ve imsakiye yayınlanmaktadır. Bir kısmı, yüz senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983'ten sonra, çok oruç tutuyoruz diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir.

1983 yılından önce bütün takvimler aynı idi. Fakat 1983'ten itibaren Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir:
(1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.)

Türkiye Takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanet'in tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimler ile bu takvimlere dayanılarak hazırlanan Ramazan imsakiyeleri yanlış değil, sadece temkinlidir. Yani Türkiye Takvimi’nin yanlış olmadığını Diyanet de bildirmiştir. Çünkü, ecdadımız takvimin başlangıcından beri, bu vakitleri esas almış, Diyanet de daha önce, uzun yıllar, Türkiye Takvimi'ndeki vakitleri uygulamıştır.

Detaylı bilgi için buraya tıklayınız.

Sual: Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur?
CEVAP
Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumları göz önüne alınır. Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hâli düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır. Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışında yapılmış demektir.

Temkin hakkında teknik bilgi için buraya tıklayınız.

Sual: Birkaç dakika önce olmuş sonra olmuş ne fark eder?
CEVAP
Sonra olması fark etmez de önce olması çok şey fark eder. Çünkü namazları vaktinde kılmak şarttır. Birkaç dakika önce kılınsa namaz sahih olmaz. Oruç da böyledir. Güneş batmadan önce yiyip içilince, oruç sahih olmaz. Namazları vakit girdikten üç-beş dakika sonra kılmakta hiç mahzur yoktur. Güneş battıktan 5-10 dakika sonra orucu açmakta da mahzur yoktur. Hatta yıldızlar görülünceye kadar geciktirmek caizdir. Nur-ül izah şerhinde; "Bulutlu gecelerde, orucun bozulmasından korunmak için, ihtiyatlı davranarak oruç açmayı biraz geciktirmelidir. Yıldızlar görülmeden önce iftar eden acele etmiş olur" buyuruluyor.

Sual: Yeni takvimlerde imsak vakti ne kadar sonraya alınmıştır? Sonraya alınması oruca zarar verir mi?
CEVAP
Yeni takvimlerde, imsak vakti 10-15 dakika geciktirilmektedir. Böyle olunca, oruç tehlikeye sokulmaktadır. Eğer imsak vaktinden sonra yiyip içilmeye devam edilirse, oruç tutulmamış olur. Bunun için imsak vaktinde yiyip içmeyi kesmek şarttır. İmsak vaktinde eski cetvelleri esas alıp, yeni takvimlerden 10-15 dakika önce yiyip içmeyi kesmekte hiç mahzur yoktur. Hatta çok iyi olur, tedbirli ve temkinli hareket edilmiş olur. Tedbirsizlik ve temkinsizlik sebebiyle namaz ve oruçları ifsat etmemek lazımdır.

Sual: Eski takvimlerle yeni takvimler arasındaki en önemli fark nedir?
CEVAP
İki takvim arasında fark, biri temkinli, öteki temkinsizdir. Yeni takvimlerden Türkiye Takvimi, ehil kimseler tarafından, çok hassas bir şekilde hazırlanmaktadır. Bu hususta takvimimizde her sene, Mühim Tenbih başlığı altında ikaz yapılmaktadır. Mevcut takvimler içinde, Türkiye Takvimi ve bu takvim esas alınarak hazırlanan Ramazan imsakiyeleri temkinli olup, en uygun olanıdır.

Sual:
Takvimlerde yazılı olan imsak ne demektir? Bu vakitte sabah namazı kılınır mı?
CEVAP
İmsak, gecenin bitimi, Ramazanda yiyip içmenin yasak olduğu vaktin başlaması demektir. Türkiye Takvimi’nde yazılı olan imsak vaktinde, yiyip içmeyi kesmelidir! Türkiye'de bundan 15 dakika kadar sonra sabah namazı kılınabilir!

Sual: Yeni takvimlere göre imsak vaktini uzatan kimsenin sorumluluğu olur mu?
CEVAP
Yanlış takvimlere göre hareket edip de, yiyip içmeye ezan okununcaya kadar devam eden kimsenin, suçu yanlış takvime bulması, kendini mesuliyetten kurtaramaz!

Hilal görülünce Ramazan başlar
Sual:
Ramazanın başlamasında hesaba, takvime göre mi hareket edilir, yoksa hilalin doğmasına, görülmesine mi itibar edilir?
CEVAP
Hesaba takvime göre hareket edilmez. Hilalin doğmasına da itibar edilmez. Ancak, Hilalin görülmesine itibar edilir.

Hilalin görüleceği günü değil, doğacağı günü doğru olarak tespit etmek mümkündür. Nitekim tespit edilmiştir de. Fakat dinimiz, oruca başlamayı, bayram etmeyi hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır. Hilal, ya hesapların gösterdiği günde veya bir gün sonra görülür, hesapta bildirilen günden önce doğmaz.

Sual: Teknoloji asrındayız. Güneşin ne zaman doğup ne zamana batacağı bilinmiyor mu? Ayın ne zaman görüleceği saniyesi saniyesine tespit edilemiyor mu? Niye her sene bu kargaşa oluyor?
CEVAP
Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık olmaz. Güneşin ve Ayın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Hesapla bildirilen vakitten önce bir dakika bir saniye önce doğup batmaz. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için hilali, yani gökte yeni ayı aramak ve Ayı görmek, eğer görülemezse, Şaban ayını otuz güne tamamlamak gerekir.

Kargaşanın sebebi, hilal görülmediği halde, falanca ülkede görülmüş diyerek bir gün önce oruca başlanmasıdır. Hiçbir zaman hesaptan sonra olmuyor da hesaptan önce görülüyor. Halbuki, hava bulutlu idi biz göremedik deseler, söyleyecek bir şeyimiz kalmaz. Vaktinden önce hilal görüldü demeleri çok yanlıştır.

Sual: Hilal gözetlemede dinin hükmü nasıldır?
CEVAP
Mustafa Sabri Efendi buyuruyor ki:
(Şaban ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekten de 29 olarak çekse, Ramazanın girişini tespit için hilal gözetlense, hilal doğduğu halde, hava bulutlu olduğu için görülemese, Şaban otuz gün olarak kabul edilir. Yine bunun gibi, Ramazan ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekte de 29 çekse, hava bulutlu olduğu için Ramazanın 29unda hilal görülmese, Ramazanı otuza tamamlamak dinimizin emridir. Hadis-i şerifte, (Hilali görünce, oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu.) [Meseleler]

Sual: Bu konuda Diyanet yetkilileri ne diyor?
CEVAP
Diyanet yetkilileri özetle dedi ki:
(Dinimiz, rüyeti yani hilalin görülmesi ile oruca başlanacağını emreder. Diyanet olarak, Ramazan hilalini gözetledik. Bugüne kadar, rasathanenin yaptığı hesaplara aykırı hiçbir sonuç tespit edemedik. Suudi Arabistan ile aramızdaki ayrılığın sebebi, onların hilali gözetlemeleri ve bizim de hesaplara göre hareket etmemiz değildir. Bu ülke, hilali gözetlemekle oruca başlamıyor, Amerikan almanaklarına göre hareket ediyor. Bir heyetle S. Arabistan’a gittik. Gelin hilali birlikte gözetleyelim dedik. Rabıta sekreteri Saffet bey, Biz Amerikan denizcilerinin hesaplarına göre hareket ediyoruz dedi. 6 kişilik bir heyetle Cebel-i Sefaya çıktık. Dürbün kullanmamıza rağmen hilali göremedik. Zaten hesaplara aykırı olarak görmek mümkün değildi. Akşam olunca, hilalin görüldüğünü, bayram edilmesi gerektiğini ilan edip milyonlarca müslümanın oruçlarını bozdurdular. Onların bu hareketlerinin, yalan veya yanlış bir beyana dayandığı muhakkaktır.)

Bu yazıda da, hesap değil, hilalin görülmesi esas alınmıştır. Biz de her sene (Hilal görülmeden oruca başlamayın, hilal görülmeden bayram etmeyin) diyoruz. (Hesaba göre hareket edin) demiyoruz.

Sual: Suudlar hilali gördük deseler bizim inanmamızın dini yönden bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Vehhabiler Ehl-i sünnet olmadıkları için sözlerine itibar etmek caiz olmaz. İslam âlimleri buyuruyor ki:
Bid'at sahibi, yani itikadda Ehl-i sünnetten ayrılmış olan 72 fırkanın hepsi, her ibadeti yaptıkları halde, adil değildirler. Çünkü, ya mülhid olarak, imanları gitmiş veya Ehl-i sünneti seb ediyorlar ki, bu da büyük günahtır. (Hadika)

Müslümanı seb ve kötülemek günahtır, adaleti yok eder, şahitliği kabul olmaz. (Dürr-ül-muhtar)

Necdilerin bâtınılik yolunda birer zındık oldukları, Nimet-i İslam kitabının nikah bahsinde yazılıdır. Bunun için, Ramazan, bayram ve hac zamanının gelmesini anlamakta ve bütün din işlerinde, mezhepsizlerin sözlerine uymak caiz değildir.

Sual:
Hilali gözetlemek farz mıdır?
CEVAP
Hilali gözetlemek farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Aynı manada vacib-i kifaye de denmiştir. Bazı müslümanlar gözetleyince diğerlerinden sakıt olur.

Sual: Hilali gözetlemek için nasıl bir yol takip etmelidir?
CEVAP
Teleskop ve dürbün hilalin çıplak gözle görmesini kolaylaştırır. Önce rahat görebilmek için bu aletlerle hilal aranır, bulunursa çıplak gözle de bakılır. Görülürse ertesi günün, ayın ilki olduğu anlaşılır. Hesap işi de böyle faydalıdır. Hilalin semada ne kadar kalacağı, hangi dakikalarda, dünyanın nerelerinden görüleceğini gösterir. Hesabın, teleskobun faydası inkâr edilemez. Yoksa hesaba göre bayram ilan edilmez.

Sual: Hilal resmen gözetlenmediğine göre, oruca erken başlama ihtimali olabilir. Bunun zararı yok mu?
CEVAP
Ramazan ve bayramın, hilali görmekle değil de, takvime göre başlatıldığı yerlerde, oruca ve bayrama hakiki zamanlarından bir gün önce başlanılmış olabilir. Ramazanın başlaması, dinin emrine uygun olmuyor. Ramazanın ilk ve son günü tutulan oruçlar, Ramazana rastlasa bile, şüpheli olduğu için bayramdan sonra iki gün kaza orucu tutmak gerekir.

Sual: Hilalin görüleceği günü, hesaplamak mümkün değil mi?
CEVAP
Hilalin görüleceği gün değil, doğacağı gün doğru olarak tespit edilir. Fakat dinimiz, oruca başlamayı ve bayram etmeyi hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır. Hilal, ya hesapla bulunan günde veya bir gün sonra görülür, hesapla bildirilen günden önce asla doğmaz. Çünkü Allah’ın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık yoktur. Güneşin ve ayın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için hilali, aramak ve görmek, eğer görülemezse, Şabanı 30’a tamamlamak gerekir. Hilali görmekle Ramazanın başlaması, hesapla bulunandan bir gün sonra olabilir. Fakat bir gün önce olamaz. Çünkü hilalin hesapla bulunan günden önce doğması mümkün değildir.

Sual: Hilalin bir veya iki günlük olduğu nasıl bilinir?
CEVAP
Tecrübesi olan bilir.

Oruçta hilal ve hesap
Sual:
Sualimiz hilali görmekle ilgilidir. Ramazan orucunu tutup bayram etmede üç grup insan var.
1- Bir kısmı herkesle birlikte oruca başlayıp herkesle birlikte bayram yapıyorlar.
2- Bir kısmı Ramazan orucuna bir gün erken başlayıp, bayramı da bir gün erken yapıyorlar.
3- Bir kısmı da, usul ile hicri ayları bulma hesaplarına uyarak, herkesten sonra oruca başlayıp, herkesten sonra bayram ediyorlar.
Bu üç gruptan hangilerinin yaptığı doğrudur?
CEVAP
Birinci grup takvimlere yani rasathanenin hesaplarına uymaktadır. Hesaplar doğru yapılırsa hilalin doğuşunu tespit etmekte hiç yanlışlık olmaz. Çünkü Allah’ın nizamında zerre kadar yanlışlık olmaz. Hilal, hesabın bildirdiği saatte doğar, saniye şaşmaz. İkinci gruptakilerin hesaptan önce oruca başlamaları ve bir gün önce bayram etmeleri ilme aykırıdır, % 100 yanlıştır. Çünkü hesaptan önce hilalin görülmesi imkansızdır. Güneşin doğuşu da aynen ayın doğuşu gibidir. Bir kimsenin güneş doğmadan ben güneşi gördüm demesi elbette yanlıştır. Güneş ancak takvimlerde bildirilen saatte doğar. Daha önce doğması imkansızdır. Ama güneş doğduğu halde, hava bulanık olduğu için görülmeyebilir.

Ayların başlamasını gösteren hilal de böyledir. Hilal hesapla bulunan gün ve saatte doğar. Ancak o gün o saatte görülmeyebilir. Dinimiz hilalin doğmasını değil, görünmesini esas alır. Hilal görülmedikçe hesapla veya ayları tespit usulleriyle bulunan günde bayram yapılmaz.

İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
(Ramazanın birinci gününü anlamak için takvimlere göre hareket edilmez. Çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur. Peygamber efendimiz, (Hilali görünce oruca başlayın, hilali görünce bayram edin) buyurdu. Hilalin doğması hesapla bilinir. Hesap sahih olup, hilal, hesabın bildirdiği gecede doğar, ama, o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca, hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlanır. (Redd-ül muhtar 289)

Dinimiz, hilalin görünmesini esas aldığı için, hilal görünmedikçe oruca başlanmaz. Bu bakımdan ikinci gruptakiler % 100 yanlış yoldadır. Üstelik bölücülük yaptıkları için fitneye de sebep oluyorlar. Dinimiz fitne çıkarana lanet ediyor. Bu bakımdan birinci gruptakilerin yaptığı doğrudur. Ancak hilal görülmeden oruca başlanıp bayram edilmişse, iki gün kaza orucu tutmak gerekir. Böylece fitne de çıkarılmamış olur.

Üçüncü gruptakilerin yaptığı, usullerle hicri ayın birini bulmak, hesap gibi kesin değildir. Herkesten ayrı olarak böyle bir şey yapmak ikinci gruptakiler gibi yanlıştır. Dürer’deki hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Sizin orucunuz, herkesin oruç tuttuğu gündedir. İftarınız da herkesin iftar ettiği gündedir.) [Tirmizi, Ebu Davud]

Bu hadis-i şerifin Türkçe söylenişi şöyledir:
(Herkes oruca başlayınca siz de başlayın, herkes bayram edince, siz de bayram edin)

Müslümanların, bayram sanarak Arefe günü kestiği kurbanlar, şer'an sabit olan bayramı bilmedikleri için sahihtir. Demek ki, birinci gruptakiler isabetlidir.

Netice:
Biz ilmi [bilimsel] olarak diyoruz ki, Türkiye Takvimi’nin esas aldığı, 150 yıldan beri ecdad tarafından uygulanan namaz vakitleri doğrudur, 1983’den beri uygulanan vakitler temkinsizdir. Bizim hesabımız, yanlış olsa bile, namazı vakti girdikten 5-10 dakika sonra kılmakta ve oruçta da imsaktan 10-20 dakika önceden yiyip içmeyi kesmekte mahzur yoktur. Ecdadın hesabı doğru ise, namazı vakti girmeden kılanlarınki sahih olmaz.

İki gün kaza orucu
Sual:
Ramazan ayından sonra, yanılma ihtimalinden dolayı, niye bir gün değil de, iki gün kaza orucu tutmak gerekiyor?
CEVAP
Oruç tutulan ayın ilk ve son günleri, Ramazana tesadüf ettiği kesin değilse, yani hilal görülerek değil de, takvime göre tutulmuşsa, o günler şüpheli olur. Bu bakımdan, hilali görerek Ramazan ayı tespit edilmeyip, takvimlere göre başlatıldığı yerlerde, Ramazanın başlaması şüpheli olmaktadır. Ramazan olduğu şüpheli olan günlerde tutulan oruç, sahih olmadığı için, iki gün kaza tutmak gerektiği, Bahr, Hindiyye, Kadıhan gibi muteber eserlerde yazılıdır.

Ramazanda sağlıklı beslenmek için

Sual: Ramazanda sağlık açısından yiyip içerken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
CEVAP
Bir doktor arkadaşımızın verdiği cevap şöyledir:

Ramazan ayında, dengesiz beslenen kişilerde halsizlik, depresyon, mide ağrısı, hazımsızlık, tansiyon düşmesi gibi birçok sağlık problemi görülebiliyor. Sahura kalkmamak veya sahurda fazla miktarda yağlı besinler almak, iftarda ise, çok miktarda ve çok çeşitli yemekler, kan şekerini hızla yükselten gıdaları almak, hızlı yemek yemek ve yeteri kadar su içmemek yanlıştır. İftar ve sahurda ağır ve yağlı gıdalar yerine hafif, posalı ve sebze ağırlıklı besinler tercih edilmeli.

Bazı tavsiyelerimiz şöyledir:
1- Besin yönünden dengeli bir iftar sofrası hazırlamaya dikkat etmeli.

2-
İftarda, ilk önce hafif, az yağlı gıdalar yenmeli. Çok yemek, boş olan mideye yüklenilmesine sebep olur. Bu durumda sindirim zorlaşır, midede ağırlık, ekşime, yanma, bulantı, bağırsaklarda kabızlık, şişkinlik gibi sağlık problemleri yaşanır. Bunun için ilk oruç açıldığında hurma, peynir, domates, zeytin, kepek ekmeği gibi kahvaltılıklar veya çorba, etli sebze yemeği gibi hafif yemeklerle iftara başlanmalı, sindirime zaman tanıyarak 15-20 dakika sonra az yağlı ızgara et yemeği, kuru baklagil, sebze yemeği, salata, ayran, cacık gibi yemeklerle devam edilmeli.

3-
Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı, glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmeli.

4-
Yemekler yavaş yavaş, iyi çiğneyerek yenmeli.

5-
İftarda kızartma ve yağlı gıdalar yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi usullerle pişirilmiş hafif yemekler tercih edilmeli.

6-
Tatlı yerine hamurlu, ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli.

7-
İftar ile sahur arasında 2-2.5 litre su veya sulu içecekler içilmeli.

8-
Ara öğün yenecekse, meyve yemeli.

9-
Çay ve kahve, demirin emilimini azalttığı için, yemekten bir iki saat sonra içilmeli.

10-
İftarda henüz karın doymadan sigara içilmemeli. En az 20 dakika sonra içilmeli. Vücutta hücreler gıda beklerken birden nikotin başta olmak üzere zehir yoğunluğu ile karşı karşıya kalır. Bu durumda kan pıhtılaşır ve kalp krizi riski artar. Oksijen taşıması gereken hücreler bir anda zehir taşımaya başladığından, beyin hücreleri başta olmak üzere çok sayıda hücre ölür. Vücutta ciddi anlamda zarar meydana gelir.

11-
Akşamki yemekle iktifa edilmemeli, sahura mutlaka kalkılmalı, az da olsa sahurda yemek yenmeli ve hafif besinler tercih edilmeli. Çok uzun açlıklarda kan şekeri ve tansiyon düşer, boş midede asit salgısı artar. Ertesi gün ise aç kalma süresinin uzamasıyla metabolik hız düşer, halsizlik, baş ağrısı görülür. Bunun için geceyi ve ertesi günü aç geçirmemek için mutlaka sahura kalkılmalı.

12-
Sahurda yenilen besinlerin miktarı ve çeşidi çok önemlidir. Sahurda yağlı ve ağır besinler metabolizma hızı yavaş olduğundan vücuda alınan besinlerin yağa dönüşümü daha fazla olur.
Ayrıca bu tür yağlı ve ağır besinler yenip ardından yatıldığında ciddi mide rahatsızlıkları görülebilir. Sahurda bunların yerine daha hafif, yağ oranı düşük, günlük alınması gereken protein ihtiyacının karşılanması bakımından protein içeriği yüksek, kan şekerini hızla yükseltmeyen kompleks şekerlerden oluşan bir öğün tercih edilmeli.

Süt, peynir, zeytin, kepekli ekmek, çorba, domates, salatalık, biber, reçel gibi kahvaltılık besinler veya süt, yulaf gevreği, meyve gibi besinlerden oluşan hafif bir öğün en uygunudur. Günlük su ihtiyacı 2-2.5 litredir ve bütün gün su içilemeyeceğinden dolayı sahurda bol sıvı alınmalı.

Orucu Bozar mı?

Cinsel organa bir şey sokmak orucu bozar mı? 


Kadın parmağını veya başka bir aleti su yahut yağ ile ıslattıktan sonra cinsel organına sokarsa ve  parmağı veya benzeri şey cinsel organında kaybolursa orucu bozulur, kaza etmesi gerekir. (1)

 
Cinsel organa ilaç sürmek orucu bozar mı? 


Kadının cinsel organına ilaç veya bir şey damlatması, ıslak parmağını sokması, kaybolacak şekilde bir parça pamuk koyması orucu bozar, kazayı gerektirir. (6)

 
Dil altına konan ilaç orucu bozar mı?


Bazı kalp rahatsızlıklarında dil altına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dil altı kullanmak orucu bozmaz. (5)

 
Diş fırçalamak orucu bozar mı?


Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macunun, misvak parçalarının veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur. (5)

 
Diş Tedavisi Oruçlu Yaptırılabilinir mi?


Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar. (5)

 
Dudaktaki ruj orucu bozar mı?


Dudaktaki boyanın sökülüp yutulması halinde orucu bozacağı kesindir. Böyle bir yutma söz konusu olmazsa ister ruj, isterse başka boya olsun orucu bozmaz. (3)

 
Fitil kullanmak, lavman yaptırmak orucu bozar mı?


Ağrı kesici, ateş düşürücü olarak veya diğer bazı amaçlarla makattan; mantar ve bazı kadın hastalıklarının tedavisinde ferçten fitil kullanılmaktadır. Lavman, tıbbî operasyon öncesi veya kabızlıkta kalın bağırsak da bulunan dışkının, anüsten içeriye, sıvı verilerek dışarı çıkarılmasıdır. Sindirim sistemi, ağızla başlayıp anüsle sona eren, sindirim borusu ile sindirim bezlerinden oluşur. Sindirim borusu ise, ağızla başlar. Ağzın gerisinde yutak bulunur. Sonra yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, rektum ve anüs gelir. Sindirim ince bağırsaklarda tamamlanmaktadır. Kalın bağırsaklarda ise, sadece su, glikoz ve bazı tuzlar emilmektedir. Kadının ferci ile sindirim sistemleri arasında ise bir bağlantı bulunmamaktadır. Bu itibarla kadınların fercinden kullanılan fitiller, orucu bozmaz. Makattan kullanılan fitiller ise, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı ve makattan fitil almak yemek ve içmek anlamına gelmediği için, orucu bozmaz. Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz. (5)

 
Gözyaşı veya ter yutmak 

Birkaç damladan fazla göz yaşı veya ter yutulurda tuzluluğu ağızda iyice hissedilirse oruç bozulur, kaza gerektirir.

 
Göze, burun ve kulağa damlatılan ilaç orucu bozar mı?


Bu konuda farklı görüşler varsa da burada ifade edilecek son görüş, gözle kulağa damlatılan ilaç orucu bozmazsa da, buruna akıtılan ilacın (yemek borusu ve mideyle doğrudan ilgisi bulunduğundan dolayı) orucu bozacağı şeklindedir. Bu itibarla mümkünse bu gibi beden içine akıp giden ilaç koymalar iftardan sonraya tehir edilmeli, değilse sonra bu oruçlar bir gün olarak kaza edilmeli, şüpheli şeyden kurtulma tarafı tercih edilmelidir. Konu tıbbı ilgilendirdiğinden farklı tıbbi yaklaşımlar söz konusu olmuştur. (3)

 
Hanımların Muayene Olması Oruçlarını Bozar mı?
 

"Bir hanım oruçlu olduğunu unutup  doktora muayene olsa keffaret gerekir mi?"

Asıl itibariyle bir insan unutarak yiyip içse, cinsi  yakınlıkta bulunsa veya doktora muayene olsa bile bu çeşit davranışlardan sonra ne oruç bozulur, ne de kaza veya kefaret gerekir. Oruca  bir zarar gelmiş olmaz.

Hatta oruçlu  olduğunun farkında olarak bile muayene olunsa yine oruç bozulmamaktadır. İnsanın dübürüne, kadınıun fercine kuru olarak parmağın girmesi bile orucu bozmaz. Su veya yağ ile ıslanmış bir parmağın ön veya arka tarafa sokulması orucu bozar. İnsan ön tarafa pamuk koyar da iyice kaybolursa, bu takdirde oruç bozulur.

Muayene esnasında tıbbi aletin bir kısmı dışarıda kalacak olursa oruç bozulmaz  Fakat bir ilaç sürülerek konursa oruç bozulur. Fakat bir zaruret olmadıkça Ramazan ayının dışında muayene olmak gerekir. (8)
 
İğne yaptırmak, hastaya serum ve kan vermek orucu bozar mı? 


İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir. (5)

 
Kan Aldırmakla Oruç Bozulur mu?

Oruçlunun kan aldırması mekruh değildir. Ancak orucuna devam edemeyecek durumda zayıf düşmesinden korkulursa mekruhtur.

 
Kusmakla oruç bozulur mu?


Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, ağız dolusu olması halinde, orucu bozar. Nitekim Hz. Peygamber "Oruçlu kimseye kusmak gelir de kendisine hakim olamazsa ona kaza gerekmez. Her kim de kendi isteği ile kusarsa orucunu kaza etsin" buyurmuştur. (5)

 
Makyaj yapmak veya yaptırmakla oruç bozulur mu?


Krem sürmek, makyaj yapmak veya yaptırmakla oruç bozulmaz. Ancak, makyaj malzemeleri, herhangi bir şekilde ağız ya da burun yoluyla boğaza ulaşması halinde oruç bozulur. (5)

 
Parfüm ve kolonya orucu bozar mı?

Parfüm veya kolonya sürünmek ve koklamak orucu bozmaz. (5)

 
Sakız Çiğnemek Orucu Bozar mı?


Oruçlu bir kimsenin evvelce çiğnenmiş olan sakızı çiğnemesi mekruh olup, yeni alınmış  bir sakızı çiğnemesi ise asla caiz değildir. Hele içinde tat ve koku bulunan çikletleri çiğnemek ise oruç için tehlikelidir. (4)

Günümüzde üretilen sakızlarda, ağızda çözülen katkı maddeleri bulunduğundan, ne kadar itina edilirse edilsin bunların yutulmasından kaçınılması mümkün değildir. Bu sebeple bu tür sakız çiğnemek orucu bozar. Ancak kenger sakızı gibi katkısı bulunmayan sakızlarla daha önce çiğnenmiş olup içinde hiç katkı maddesi kalmamış olan ve çiğnendiğinde hiçbir eksikliğe uğramayan sakızların çiğnenmesi orucu bozmaz. Bununla birlikte, oruçlu iken bu tür sakızları çiğnemek mekruhtur. (5)

 
Sevişmek orucu bozar mı?
 


Oruçlu eşlerin çıplak durumda birbirine sarılmaları, kendilerinden emin olsunlar, olmasınlar mekruhtur. Birbirlerinin dudaklarını öpmeleri, emmeleri mekruhtur. Eğer bu sevişme esnasında erkekten meni, kadından da yaşlık gelirse ikisinin de orucu bozulur, kaza gerekir.  (1)

 
Sprey orucu bozar mı? 


Nefes almakta zorluk çeken astımlının boğazına pompaladığı hava orucu bozmaz. "Çünkü bu bir hayati ihtiyaçtır. Üstelik yutulan hava zerrecikleri içeriye gittiği doğru olsa bile akciğerden ileriye geçmediği,  mideye ulaşmadığı, gıda ve susuzluk ihtiyacını karşılamadığı ileri sürülmektedir. Bu sebeple de orucu bozmamaktadır." (3)

 
Yıkanmak, Denize Girmek Orucu Bozar mı? 


Ağızdan ve burundan dimağa veya mideye su kaçırmamak şartıyla, yıkanmak orucu bozmaz. Yalnız İmam-ı Azam serinlemek için suya girmeyi veya yaş elbiseye sarılmayı mekruh saymıştır. Ebu Yusuf'a göre değildir. Allah Resulü oruçlu iken hararetini gidermek için başına su dökmüştür. Ancak denize veya nehre girip de uzun müddet yüzülecek olursa çok büyük bir ihtimalle  mideye veya dimağa su kaçar. Böylecede oruç bozulur.
 

Oruçla İlgili Bazı Konular

Adak orucu tutan kadın adet görürse


Arka arkaya onbeş gün oruç tutayım diye adak yapan bir hanım, onbeş  günü tamamlamazdan önce adet görmüş olursa, yeniden fasılasız oruç  tutması gerekir. Bu tuttuğu oruçlar adak yerine geçmez. Araya engel girmiştir. Yeniden tutması gerekir. (1)

 
Adet Geçiktirici Hap Kullanmak


Kadınlar oruçlarını tam tutabilmek için adet dönemlerini geciktirici hap kullanmaları doğru mu?

Bir zorunluluk olmadığı halde fıtrata müdahale etmek ve sağlığı riske atmak, Din’in “zaruriyyat” olarak kabul ettiği “nefsin/canın korunması” ilkesine aykırıdır…

Herhangi bir ibadetini eda için kadının hayzı geciktirici ilaç kullanmasına mutlak anlamda cevaz vermek doğru olmasa gerek. Kadının hayız görmesi tabiî/fıtrî bir hadisedir ve zorlayıcı bir durum olmadıkça da tabiî seyrine müdahale edilmemelidir. (8)

 
Adetli Kadının Oruçlu Gibi Durması Caiz mi? 


Adet halinde olan bir kadının, oruç tutmadığı halde yemeyip içmeyip oruçlu gibi  durması haramdır. Bu durumdaki hanıma oruç  tutmak haram olduğu gibi, yemiyerek, içmeyerek oruçlu gibi durması da haramdır. Aynı şekilde oruca niyet edipte tan yeri ağardıktan sonra hayız veya nifas haline giren kadına, akşama kadat oruçlu gibi aç durmak haramdır. Bu durumdaki hanımların gizli yemeleri İslami edeplerdendir. (1)

 
Fitre ve Fidye Arasındaki Fark Nedir?
 

Bu iki kelime arasında anlam açısından fark vardır. Fitre, sadaka-ı fıtır'dan kısaltılmış ve biraz değişikliğe uğramış bir kelimedir. Bu, Ramazan'da zengin müslümanların vermekle yükümlü olduğu sadakanın adıdır. Çok yaşlı bir ihtiyarın, tutamadığı oruçlara karşılık verdiği paraya "Oruç Fidyesi" denir.

 
Hamile ve Süt Emziren Kadının Durumu


Hamile kadınla süt emziren kadın oruç tuttukları takdirde ya kendilerinin hastalanmalarından, ya da çocuğun gıdasız kalıp ölmesinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar. Ramazan'dan sonra günü gününe kaza ederler. (1)

 
İftar Duası

İftar vaktinde şu duayı okumak sünnettir:


"Allahümme leke sumtü, ve bike âmentü, ve aleyke tevekkeltü, ve alâ rızkıke eftartü, ve savmel'ğadi min şehri ramazane neveytü, fağfir lî ma kaddemtü ve mâ ahhartü"

Anlamı: "Allahım, senin rızan için oruç tuttum, sana inandım, sana güvendim, senin rızkınla orucumu açtım. Ramazan ayının yarınki orucuna da niyet ettim. Artık benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla!"

 
Kadın Bugün Adet Olacağım Diye Oruç Tutmazsa 


Adeti belirli olan kadına, kendince adet gelmesi şüpheli olan günde oruç tutmamak caizdir. Eğer görmezse yanız o günü kaza eder. Ancak kadın oruca niyet ettikten sonra "Bu gün adet günümdür" diya kan görmeden orucunu bozarda o gün kan gelmeyecek olursa, hem kaza hem de kefaret gerekir. Bunun için adet gördükten sonra iftar etmek gerekir. (1)

 
Kefareti Gerektiren Haller
-Gıda olsun, gıda hükmünde ilaç olsun, bunlardan herhangi bir şey yemek veya içmek.

-Cima etmek. Her ikisi için keffaret ve kazayı gerektirir.

-Ağıza giren yağmuru kasden yutmak. Hatayla yutulursa yalnız kaza icab eder. Unutularak yutulursa, oruç  bozulmaz.

-Kokmuş olsa bile, çiğ et yemek. Kurtlanmış olursa, tiksindirici bir hal aldığında yalnız kazayı gerektirir. Keffaret olmaz.

-İç yağı yemek.

-Kurumuş et yemek.

-Buğday yemek. Yalnız bir buğday tanesi çiğnenir de ağız içinde eseri kaybolursa, bu orucu bozmaz.

-Ağız dışından bir buğday tanesi yahut bir susam tanesi alıp yutmak.

-Ermeni kili yemek.

-Yenmesi alışkınlık haline gelmiş bir topraktan yemek.

-Az tuz yemek. Çok tuz yemek kefaret gerektirmez, yalnız kaza icab ettirir. Çünkü çok tuz, gıda hükmünde olmaz.

-Sevdiği arkadaşının veya zevcesinin tükrüğünü yutmak. Kendilerinden hoşlanılmayan kimselerin tükrüğünü yutmak yalnız kazayı gerektirir. Çünkü  bunda lezzetlenme yoktur.

-Gıybet ettikten sonra, oruç bozulduğunu zannederek kasden iftar etmek.

-Kan aldırdıktan sonra, oruç  bozulduğunu zannederek iftar etmek.

-İnzal olmadan yaklaşmada bulunduktan sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.

-Şehvetle öpmeden sonra, oruç bozulduğunu zannederek iftar etmek.

-Bir kimse kusma hali gelip te kustuktan sonra, orucunun bozulmadığını bildiği halde iftar ederse, üzerine kefaret icap eder. Bozulduğunu zannederek iftar etmiş olursa, yalnız kaza gerekir..

-Kefaret yalnız Ramazan orucunun bozulmasında icap eder, diğer oruçluların bozulmasında icab eder, diğer oruçların bozulmasında gerekmez. Ramazan orucunun keffareti 60 gündür. Keffareti gerektiren birşey yapan kimse, hem o günün orucunu kaza eder,  hemde keffaret orucunu  peşpeşe tutar. Peşerpeşe olması şarttır. (1, 7)

 

 
Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir?
-Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve cinsi münasebette bulunmak.

-Uyurken ihtilam olmak

-Hanımını sadece öpmek

-Sabaha kadar gusletmeyerek, sabah yıkanmak

-Ağzına gelen balgamı yutmak

-Kafasından  burnuna gelen akıntıyı içine çekmek

-Herhangi bir suya dalıp kulağına su kaçmak

-İsteği olmadan boğazına duman kaçması

-Boğazına toz girmesi veya sinek kaçması

-Kadın avret mahalline yalnız bakmakla inzal vaki olması

-Dişleri arasında sahurdan kalan nohut tanesinden küçük bir şeyi yemek

-Kendiliğinden gelen, yine kendiliğinden içeriye giden kusuntu

-Parmak salarak ağız dolusu olmaycak şekilde kusmak

-Kan aldırmak

-Sürme çekme
 
Oruç Bozmayı Mübah Kılan Haller 


Hastalık: Oruca devam edildiğinde hastalık artacağından korkulursa oruç  bozulabilir.

Yolculuk: 90 kilometrelik bir yolculuğa çıkan bir kimse niyet etmeyebilir veya niyet ettiği halde orucu bozabilir.

Mecburluk: Tehdit altında kalanlar oruçlerını bozabilir.

Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu zaman kendine veya çocuğuna zarar geleceğinden korkan kadın oruç tutmayabilir.

Oruca Dayanamamak: Oruçtan aklının bozulmasından korkan orucunu bozabilir.

Savaş: Düşmana karşı kuvvetli olmak için askerde izin verilmiştir.

İhtiyarlık: Oruca dayanacak güçleri kalmamış yaşlılar oruç tutmayabilir.

Ziyafete Çağrılmak: Yalnız nafile oruçlar ziyafet için bozulabilir. Sonradan kaza olur.
 
Orucu Bozup Yalnız Kazayı Gerektiren Haller 
-Çiğ pirinç, sade un, yağsız ve şekersiz hamur yemek.

-Birden, çok miktarda tuz yemek, azında kefaret gerekir.

-Pamuk, kağıt ve toprak gibi yenmesi alışkanlık haline gelmemiş bir şeyi yemek

-Zeytin çekirdeği ve benzeri şeyleri yemek

-Henüz içi olmayan taze cevizi yutmak

-Kuru ceviz, fındık, fıstık ve bademi  sert kabuğuyla yutmak

-Taş, demir, bakır, altın ve gümüş yutmak

-Arkadan ilaç akıtmak

-Burnuna ilaç çekmek

-Boğazına huni ile bir şey akıtmak

-Kulağının içine yağ damlatmak

-Karnında veya başında olan bir yaraya akıtılan ilacın içeriye ulaşması

-Abdestte ağzına su verirken boğzına su kaçması.

-İğne yaptırmak

-İkinci fecr doğmadı zannıyla sahur yapmak

-Güneş battı zannederek, iftar etmek

-Su veya yağ ile ıslatılmış parmağını avret mahalline sokmak

-Dişi kanadığında kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile aynı olduğu halde yutmak.

-Tütsü yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.
 
Orucun Fidyesi


Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş, aşırı derecede düşkün ve zayıflığından dolayı oruç tutamayan kimseler farz ve vacip olan  oruç borçlarından her gün için bir fidye verirler. Bir fidye bir fıtır sadakasıdır. Fidyelerin tamamı bir fakire verilebileceği gibi, başka başka fakirlerede verilebilir. Buna da gücü yetmeyenler Allah'tan af ve mağfiret dilerler.

 
Orucun kısımları nelerdir? 


Farz Oruçlar

Farz olan oruçlar ikiye ayrılır.
1) Zamanı muayyen olan, Ramazan orucu.
2) Zamanı muayyen olmayanlar ise, kefaret oruçları, kazaya kalan Ramazan oruçları.

Vacib Oruçlar

Vacip olan oruçlarda ikiye ayrılır.
1) Zamanı muayyen olan oruç ki, falan işim olursa, bu yıl şu zamanda orucu tutacağım şeklinde yapılan adaktır.
2) Zamanı muayyen olmayan oruç ki, falan işim olursa şu kadar oruç tutacağım şeklinde yapılan adak oruçlardır, Ramazan dışında her zaman eda edilebilir.

Sünnet Oruç

Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu Aşure günlerini (veya on ve onbirinci günlerini) oruç tutmak. Yalnızca onuncu gün tutmak mekruhtur.

Mendub Olan Oruç

- Her ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerini oruç tutmak,
- Her ayın başından, ortasından ve sonundan bir gün oruç tutmak,
- Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak.
- Şevval ayından altı gün oruç tutmak.
- Bir gün oruç tutmak bir gün iftar etmek (Davud Orucu)
- Recep ve Şevval aylarında oruç  tutmak.


Nafile Oruç

Bütün bu sayılan kısımlar dışında Allah rızası için tutulan ve tutulmasında kerahet olmayan oruçlardır.

Mekruh Oruç

Oruç tutulması mekruh olan günler, tahrimen ve tenzihen mekruh diye ikiye ayrılır.
Tahrimen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü  günleridir. Bu beş günde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Buna haram da denilir. Tenzihen Mekruh: Muharrem ayının onuıncu gününü tek bir gün olarak tutmak, yalnızca Cuma günü  veya yalnızca Cumartesi günü oruç tutmak, Nevruz ve Mehrican günlerinde oruç tutmak. (7)

 
Oruçun Şartları Nelerdir?
 

Farz olmasının şartları

Müslüman olmak : Kafir iman etmediği için amelle sorumlu olmaz.
Akıllı olmak : Deliye oruç farz değildir.
Büluğa ermiş olmak : Çocuklara  oruç  tutmak farz değildir. Alışmak için tutabilirler.

Orucun edasının vücub şartları

Sıhhatli bulunmak : Hastalara oruç farz olmaz, ancak bilahere kaza edilir.
Mukim Olmak : Misafir olanlara oruç  tutmak farz değildir. Bilahere kaza gerekir. Ancak tutmaları daha faziletlidir.

Orucun edasını sıhhat şartları

Hayız ve nifastan taharet üzerinde bulunmak : Hayız ve nifas üzerine oruç tutulmaz. Bilahere kaza gerekir.
Niyyet etmiş olmak : Niyyet bulunmaksızın oruç tutmak sahih olmaz.  (7)

 
Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?


Kadın bazen yemeğin tadına bakmak zorunda kalabilir. Bazı yiyecekleri satın almak için de aynı mecburiyeti hissedebilir. Boğazdan aşağı inmemek şartıyla yemeğin tadına bakabilir.

 
Oruçluya Mekruh Olan Haller 

-Bir şeyin tadına bakmak

-Gereksiz birşey çiğnemek (Başka kimse yoksa, kadın çocuğuna çiğneyebilir)

-Önceden çiğnenmiş ve çiğnendikçe eksilmeyen sakızı çiğnemek

-Tükürüğü ağızda biriktirip yutmak

-Abdest alırken ağıza, buruna suyu fazla çekmek

-Zevcesini öpmek, boynuna sarılmak

-Kan aldırmak (Eğer zarar verirse)
 
Oruçta Kefareti Düşüren Haller

Bir kadın Ramazan günü orucunu kasden bozduktan sonra hayız veya nifaz hali görse, yahut iftarı mübah kılacak bir hastalığa  tutulsa üzerinden kefaret düşer. Bu durumda kasten bozduğu orucu  kaza etmesi gerekir. (7)

 
Ramazan Orucuna Hergün Niyet Şartmı?


Ramazan orucunu eda edebilmek için, hergün ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Niyetin zamanı, gecenin başlangıcından, kaba kuşluk anına kadardır. Bu müddet içinde niyet edilmezse, farz eda edilmiş olmaz. (1)

 
Ramazan'da Güneş Doğduktan Sonra Adet Görme 


Oruca niyet edip güneş  doğduktan sonra adet gören hanımın orucu bozulur. Bu durumda olan hanım yemeğini yer. Adet halinde olan bir hanımın, oruç tutmadığı halde yemeyip, içmeyip  oruçlu gibi  durması haramdır. Ancak gizili  yemesi İslami  edeptendir. (1)

 
Ramazan'da Güneş Doğduktan Sonra Temizlenme


Ramazan'da güneş doğduktan sonra adet ve lohusalıktan temizlenen bir kadın, eğer oruca aykırı bir  şey yapmamış ise, derhal niyet ederek oruca başlar. Bu şekilde orucunu tutmuş olur. (1)

 
Seferi  Hali ve Oruç


Misafir olan kimsenin seferilik halinde iftar etmesi mübah ise de oruç tutması daha faziletlidir. Ancak oruçlu iken sefere ilk çıktığı gün orucu bozmaması gerekir. Bununla beraber yolculuğa çıktıktan sonra iftar ederse kefaret gerekmez, yalnız kaza icab eder.

Sefere  çıkmadan önce iftar edilir de sonra yola çıkarsa kefaret lazım gelir.

Gündüzün ilk vaktinde kasden orucunu yiyen kimse, sonra zorla sefere çıkarılmış olsa, keffaret üzerinden düşmez. Kendi arzusu  ile de sefere çıkmış olsa hüküm değişmez.

 
Üç Aylarda Oruç


Halk arasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarına üç aylar denilmektedir. Peygamberimiz peşpeşe bu ayları hiçbir zaman oruç tutmamış, bu şekliyle de ümmetine tavsiye etmemiştir. Hatta ramazan ayının dışında hiçbir ayı baştan sona oruçlu geçirmemiştir.

 
Uçakla seyahat eden oruçlu şahıs iftarını nasıl yapar? 


Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de, uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalararası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, imsake başladığı yere göre iftar edebilir. (5)
 

TERAVIH NAMAZI

Ramazan ayinda yatsi namazindan sonra kilinan namaz. "Teravih" kelimesi Arapça, "Terviha”nin çoguludur ve "oturmak, istirahat etmek'" anlamina gelmektedir. Teravih namazi her dört rekatin sonunda oturulup biraz dinlenildigi için, bu adi almistir (el-Meydani, el-Lubab, Istanbul, (t.y) I, 123).

Teravih namazi, kadin erkek her müslüman için sünnet-i müekkededir. Teravih, orucun sünneti degil, vaktin sünnetidir. Bir mazereti dolayisiyla oruç tutamayanlar da teravih namazi kilarlar.

Ramazan gecelerini ihya etmek için kilinan Teravih namazi, Kur'an'da zikredilmemektedir. Fakat hakkinda çok sayida hadis rivâyet edilmistir (Sevkânî, Neylü'l-Evtâr, Misir, (t.y) III, 53). Ebû Hureyre'nin naklettigi bir hadise göre Resulullah (s.a.s), Ramazan gecelerini ihya etmeyi tesvik etmis, fakat bunu kesin olarak emretmemistir. Bu konuda; "Her kim inanarak ve karsiligini Allah'tan bekleyerek Ramazan'i ihya ederse, geçmis günahlari bagislanir" (Buharî, Iman, 25, 27; Müslim, Musafi'in, 173, 176; Ibn Mace, Ikametu's-Salâ, 173; Tirmizî, Savm, 83) diye buyurmustur. Hadis alimlerinden en-Nevevî, Hz. Muhammed (s.a.s)'in ashabina Ramazani ihya etmeyi vacip kilmadigini, fakat mendup olarak emredip tesvik ettigini, Islâm alimlerinin de bunun mendup oldugunda ittifak ettiklerini kaydetmektedir. En-Nevevî, "Ramazani ihya etmenin, teravih namazini kilmakla hasil oldugunu" da zikretmektedir. Bu açidan Hz. Muhammed (s.a.s)'in, "her kim Ramazan'i ihva ederse" sözü, "her kim geceleri namaz kilarak Ramazan'i ihya ederse” seklinde anlasilmalidir (en-Nevevî, el-Minhâc, 1924, VI, 39, vd.) Nitekim Abdurrahman b. Avf'in naklettigi bir hadiste Hz. Muhammed (s.a.s): Süphesiz Allah Ramazan orucunu farz kildi. Ben de Ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kildim. Her kim inanarak ve sevabini Allah'tan bekleyerek Ramazan'i oruçla, gecelerini namazla ihya ederse, anasindan dogdugu gün gibi günahlarindan temizlenmis olur" buyurmaktadir. (Ibn Mâce, Ikametu's-Salâ, 173; Ibn Hanbel, I, 191, 195).

"Resulullah (s.a.s) Ramazanda mescitte gece bir namaz kildi. Sahabenin çogu da onunla birlikte o namazi kildi. Ikinci gece yine ayni namazi kildi. Bu kez O'na tabi olarak ayni namazi kilan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece Hz. Muhammed (s.a.s) mescit'e gitmedi. Orayi dolduran cemaat onu bekledi. Resulullah (s.a.s) ancak sabah olunca mescide çikti ve cemaata söyle buyurdu:

"Sizin cemaatla teravih namazini kilmaya ne kadar arzulu oldugunuzu görüyorum. Benim çikip, size namazi kildirmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazinin farz olmasindan korktugum için çikmadim" (Buharî, Teheccud, 57).

Ebû Zer (r.a)'dan nakledildigine göre, Resulullah (s.a.s) Ramazan ayinin sonuna dogru bazi gecelerde ahsabina, gecenin üçte birini geçinceye kadar teravih namazini kildirmistir (Ibn Mâce, Ikametu's-Salâ, 173).

Ebû Hureyre (r.a)'nin naklettigi bir baska hadiste de Rasûlüllah (s.a.s)'in Ramazan ayinda, ashabtan bir grubu, Ubey b. Kab (r.a)'in arkasinda cemaatle namaz kilarken gördü ve "Dogru yapiyorlar, yaptiklari sey ne güzeldir” diyerek tasvip ettikleri haber verilmistir (Ebû Dâvud, Ikâmetu's-Salâ, 190).

Yine Hz. Âise validemiz (r.a) Hz. Peygamber (s.a.s)'in kildigi teravih namazi hakkinda su bilgileri vermistir:

"Allah'in elçisi ne Ramazanda, ne de diger zamanlarda on bir rekattan fazla namaz kilmazdi. Dört rekat namaz kilardi ki, güzelligi ve uzunlugunu anlatamam! Nihayet üç rekat daha kilardi. Bir defasinda, Ey Allah'in Resulu! Vitir namazini kilmadan uyuyor musun? diye sordugumda "Ey Âise! Benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz" buyurdu" (Buharî, Teheccüd, 1 25).

Hanefilere göre, teravih namazinin rekât sayisi Hz. Ömer (r.a)'in uygulamasina dayanir. Hz. Ömer Mescid-i Nebevî'de halifeliginin son zamanlarinda teravih namazini yirmi rekât olarak kildirdi. Dört halife devrinden sonra da kimse teravihin yirmi rekat olarak cemaatla kilinmasina karsi çikmadi. Alimler bu hususta Hz. Muhammed (s.a.v)'in su hadisine göre hareket etmislerdir: "Benden sonra benim sünnetimden ve rasit halifelerin sünnetinden ayrilmayin" (Tirmizî, Ilim, 16; Ibn Hanbel, IV, 126). Diger yandan Abdullah b. Abbas (r.a)'in Ramazan ayinda teravih namazini yirmi rekat olarak kildigi ve arkasindan da üç rekat vitir namazini kildigi rivâyet edilmistir. Imam Ebû Hanife'ye Hz. Ömer (r.a)'in bu hususta yaptigi uygulama sorulunca, söyle demistir: Teravih namazi hiç süphesiz müekked bir sünnettir. Hz. Ömer, bu namazin cemaatle ve yirmi rekat kilinmasini sahsi bir ictihadi ile yapmadigi gibi, bir bid'at olarak da emretmemistir. O, kendisinin bildigi ser'î bir esasa ve Hz. Muhammed (s.a.v)'in bir vasiyetine dayanarak böyle yapmistir (et-Tahtavî, Hasiye, 334).

Yukarida isaret edildigi gibi, teravih namazi erkek ve kadinlar için sünnet-i müekkede olarak kabul edilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadiste: "Allah size Ramazan orucunu farz kilmistir, ben de size gece namazini (teravihi) sünnet kildim" (Ibn Mâce, Ikametü's, Salâ, 173; Ibn Hanbel, I,191 vd.) diyerek buna isaret buyurmustur .

Nakledilen bütün bu rivâyetlere göre teravih namazinin sekiz rekatinin müekked sünnet oldugunda süphe yoktur. Ibnu'l-Humam gibi bazi alimler, sekiz rekattan fazlasinin müstahap oldugunu söylemislerdir. Bu durum, yatsi namazindan sonra dört rekat nafile namaz kilmanin müstahap olusuna benzer ki, bunun ilk iki rekati müekked sünnet olur (Ibnu'l-Humâm, Fethü'l-Kadîr, Misir, 1315, I, 333 vd.).

Teravih namazi, Ramazan ayina mahsustur; vakti, tercih edilen görüse göre, yatsi namazindan sonradir, sabah namazinin vaktine kadar devam eder. Vitir namazi teravih namazindan sonra kilinir. Ancak teravih namazindan önce kilinmasinda da herhangi bir sakinca yoktur. Ancak teravih namazi yatsi namazindan önce kilinmaz. Kilindigi takdirde, iâdesi gerekir. Bu namazin gece yarisindan veya gecenin üçte birinden sonraya tehir edilmesi müstehaptir. En saglam görüse göre, teravihte cemaat olmak sünnet-i kifâyedir. Yani bir mescitte hiç kimse teravihi cemaatle kilmazsa, hepsi günahkâr olur. Teravih namazi tek basina kilinabilir. Fakat cemaatle kilinmasi daha faziletlidir. Teravih namazina, yarisinda yetisen kimse, önce yatsi namazinin farzini kilar ve daha sonra teravih namazini kilmak için imama uyar. Eksik kalan teravih rekatlarini, daha sonra kendisi tamamlar. Hatim ile teravih namazini kilmak sünnettir.

Teravih namazinin kazasi yoktur. Bilindigi gibi farz ve vacip namazlar kaza edilirler.

Teravih namazini, her iki rekatta bir selâm vererek on selâm ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekatta bir selam vermek de caizdir. Fakat bu sekilde kilmak mekruhtur.

Teravih namazini kilarken, iki rekatta bir selâm verilse, normal olarak aksam namazinin iki rekat sünneti gibi ve dört rekatta bir selâm verilse, yatsi namazinin dört rekat sünneti gibi kilinir. Baslarken ve her iki rekatin basinda "Sübhâneke", "Ezûzübesmele" ve her oturusta "et-Tahiyyat" ile "Salli-barik" dualari okunur. Cemaatle kilininca, cemaat hem teravihe, hem de imama uymaya niyet eder. Imam teravih namazini sesli olarak kildirir (el-Kasânî, Bedai'us-Sanâyi', Beyrut, 1974, I, 288; Tahtavî, Hasiye, 335 vd).

Teravih namazi, diger namazlara nispetle biraz seri kilinir. Ama bu, harflerin mahreci anlasilmayacak sekilde bozuk bir telaffuzla kilinabilir anlamina gelmez. Bu bakimdan teravih namazinin normalin disindaki bir sekilde acele kilinmasi mekruhtur. Namazin rükünlerini yerine getirirken de acele edilmez. Kelimeleri tane tane okumak, mahreçlere dikkat etmek ve rükünleri gerektigi gibi yerine getirmek gerekir.

Teravih namazi hatimle kilinmayan camilerde, herhangi bir yanlisliga meydan vermemek ve cemaatin da kisa sureleri iyice ezberlemelerini saglamak için, "Fil sûresi"nden sonraki sureleri okumakta yarar vardir. Bu durumda imam, rekat sayilarinda da tereddüde düsmekten korunmus olur. (Ibn Abidîn, Reddu'l-Muhtar, II, 44; vd., Vekbe ez-Zuhaylî, el-Fikhu'l-Islâmî, Dimask, 1989, II, 72).

Kadir Gecesi - Ramazan ayinda mübarek bir gece

Kur’an-i Kerim’in inmeye basladigi Ramazan ayinin yirmi yedinci gecesi Islam’da en kutsal ve faziletli gecedir. Kadir gecesi, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayirlidir. Kur’an-i Kerim de bu gecenin faziletini belirten müstakil bir sure vardir. Bu surede yüce Rabbimiz söyle buyurmaktadir:

“Dogrusu biz Kur’an’i Kadir gecesinde indirmisizdir. Kadir gecesinin ne oldugunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayirlidir. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü is için inerler. O gece, tanyerinin agarmasina kadar bir esenliktir” (Kadir, 1-5).

Kadir Suresi

Kur’an-i Kerim’in doksan yedinci suresi olup bes ayet; otuz kelime ve yüz yirmi harften olusur. Fasilasi “râ” harfidir. Ismini ilk ayetinde geçen “kadr” kelimesinden alan bu surenin Mekke’de mi, yoksa Medine’de mi indigi konusunda ihtilaf vardir.

Sure, insanlara Kur’an’in degeri ve önemi hakkinda bilgi vermektedir. Allah Teala, Hicr Suresinde “Bunu biz indirdik” buyurur. Yani Hz. Peygamber (s.a.v)’in arzusu ile degil bizim dilememiz sonucu indirilen apaçik bir kitaptir 0.

Kadr sözcügü burada su iki anlamda kullanilmis olabilir: Bunlardan biri, takdir anlamidir. Allah bu gece takdirleri yani kaderleri uygulamak üzere meleklere emir verir. Bunu, Duhân Suresindeki su ayet destekliyor: “O gece katimizdan her hikmetli emir sadir olur. “Diger anlami ise, azamet ve sereftir. Bu husus, surenin “Kadir gecesi bin aydan hayirlidir” ayetinde ifade edilmektedir. Nasil daha hayirli olmasin ki, Allah’in insanliga son mesaji bu gecede indirilmeye baslanmistir. Gece, degerini bu olaydan almaktadir. Ve bu geceyi anmak, insanliga rahmet olarak Kur’an’in inmeye basladigi bu geceyi ihya etmek Müslümanlara tavsiye edilmistir.

Kadir gecesinin hangi gün oldugu konusunda birçok görüs ileri sürülmüstür. Ancak ümmetin büyük âlimlerinin çogunlugunun görüsü, Ramazan ayinin yirmi yedinci gecesi oldugu seklindedir.

O gece öyle bir gecedir ki Kur’an ayetleri Hz. Muhammed (s.a.v)’in kalbine inmeye basladigi gecedir.

Islam, hiç bir zaman dis görünüsü benimseyen, sekle önem veren sekilci bir din degildir. Bin aydan daha hayirli olan Kadir gecesini bugünkü anlasildigi sekilde “Bir gecelik ibadetle bütün günahlardan arinilacak” görüsü ancak muttakiler, inanmis samimi Müslümanlar için geçerlidir. Ancak böyle insanlarin o gecedeki ibadetleri makbul olur, ve Kur’an’in nazil oldugu o ilk manaya erisilebilir. Kadir gecesini hatirlayip o geceyi imanla ve sevabini umarak geçirmek Islam’in saglam ve bir bütün olan terbiye metodunun bir yanini olusturmaktadir.

Surenin anlami söyledir: “Biz o (Kur’an)’i Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne oldugunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan hayirlidir. Melekler ve Ruh, o gece Rablerinin izniyle (o yil takdir edilmis olan) her is için iner de iner. Esenliktir o, tâ tan yeri agarincaya kadar”.

Surenin Inis Sebebi

Bu surenin inisi hakkinda degisik rivayetler vardir. Bunlardan biri söyledir:

Bir kere Resulüllah (s.a.v) Ashab-i Kirama Israilogullarindan birinin, silahini kusanarak Allah yolunda bin sene cihat ettigini bildirmisti. Ashabin buna hayret etmesi üzerine Cenabi Hak, Kadir suresini indirmistir (Tecrîd-Sarîh Tercemesi, VI, 313).

Kadir Gecesi Denilmesinin Sebebi

Bu geceye Kadir gecesi denilmesi seref ve kiymetinden dolayidir. Çünkü:

a) Kur’an-i Kerim bu gecede inmeye baslamistir.

b) Bu gecedeki ibadet, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapilan ibadetten daha faziletlidir.

c) Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler Allah Tesl’nin ezeli kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir (Tecrîdi Sarih Tercemesi, VI, 312).

d) Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayida melek iner.

e) Bu gece tanyerinin agarmasina kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktir. Yeryüzüne inen melekler ugradiklari her mümine selam verirler.

Hangi Gecede Oldugu

Kadir gecesinin hangi gece oldugu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan’in yirmi yedinci gecesinde oldugu tercih edilmistir. Hz. Peygamber (s.a.v) bunun kesinlikle hangi gece oldugunu belirtmemis, ancak; “Siz Kadir gecesini Ramazan’in son on günü içerisindeki tek rakamli gecelerde arayiniz” buyurmustur (Buhari, Müslim).

Baska bir hadiste ise Ibn Ömer (r.a) söyle nakletmistir: Sahabelerden bazi kimselere, rüyalarinda, Kadir gecesinin, (Ramazan’in) son yedi günü içinde oldugu gösterildi. Resulüllah (s.a.v) onlara: “Görüyorum ki rüyalariniz Ramazanin son yedi günü hakkinda birbirine uygun düsmüstür. Artik kim Kadir gecesini aramaya kalkisirsa, onu Ramazan’in son yedisinde arasin, buyurmustur (Buhari, Müslim).

Gizli Olmasinin Sebebi

Islam kaynaklarinda belirtildigine göre Allah Teala bir takim hikmetlere dayanarak Kadir gecesini ve onun disinda daha bazi seyleri de gizli tutmustur. Bunlar:

Cuma günü içerisinde duanin kabul olacagi saat; bes vakit içerisinde Salât-i vusta; ilahi isimler içerisinde Ism-i Azam; bütün taatlar ve ibadetler içerisinde rizay-i ilahi; zaman içerisinde kiyamet ve hayat içerisinde ölümdür. Bunlarin gizli tutulmasindan maksat müminlerin uyanik, dikkatli ve devamli Allah’a ibadet ve taat içerisinde olmalarini saglamaktir. Müminler bu geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, ibadet ve taatle degerlendirmelidir. Ebu Hureyre (r.a)’in rivayet etmis oldugu hadisi serifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) söyle buyurmustur:

“Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacagi sevabi Allah’tan bekleyerek ibadet ve taatla geçirirse geçmis günahlari bagislanir” (Buhari).



Kadir Gecesinde Neler Yapmaliyiz?

Kadir gecesini, namaz kilarak, Kur’an-i Kerim okuyarak, tövbe, istigfar ederek ve dua yaparak degerlendirmeliyiz.

Üzerinde namaz borcu olanlarin nafile namazi kilmadan önce hiç degilse bes vakit kaza namazi kilmalari daha faziletlidir. Kazasi yoksa nafile kilar.

Süfyan-i Sevri: “Kadir gecesi dua ve istigfar etmek namazdan sevimlidir. Kur’an okuyup sonra dua etmek daha güzeldir” demistir (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313).

Hz. Aise (r.ah) söyle anlatiyor: “Ey Allah’in Resulü! Kadir gecesine rastlarsam nasil dua edeyim? diye sordum. Resulüllah (s.a.v):

“Allahümme inneke afüvvün tühibbü’l-afve fa’fu annî (Allah’im sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet)” diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).

Bu gecenin öyle bir ani vardir ki o anda yapilan ibadet ve dualar mutlaka makbul olur. Bu önemli ani yakalamak için gecenin bütününü tövbe ve istigfar ile geçirmek gerekir. Bu da kisinin imanini tazeler. Gecenin bütününü ibadetle geçiremeyenler en azindan teravihten sonra bir miktar oturup dua etmelidirler.

Bu, bin aydan hayirli oldugu bildirilen gecede insanlik alemini huzura kavusturmak için gerekli olan esaslar indirilmistir. Namaz, zikir, tesbih, Kur’an okumak gibi bedeni ibadetlerimiz yaninda düsünce ile ibadet olarak isimlendirdigimiz tefekkürü insanligin amaci nedir? olgun insan olma mertebesine nasil ulasabiliriz? Nasil insanliga daha iyi hizmet edip, daha çok sevgi sunabiliriz? seklindeki odak noktalari ile güçlendirelim.

Unutmayalim ki; özellikle bu gecede Tevvab olan Allah tövbelerimizi kabul edecektir. Bizlere bir ikram olarak sunulan bu kutsal Kadir gecesinde dualarimizdan insanligin huzuru, sevgi ve kardesligin saglanmasi ve devami için bizlere daha fazla güç, iman vermesi için yakaralim. Yalniz kendi sevdigimiz insanlarin degil, bütün insanlarin sevgiye layik oldugunu animsayarak sevgide saglam ve cömert bir ruha sahip olmak için de yardim dileyelim. Rahman ve Rahim Allah’in adiyla, hepimize hayirli kandiller diliyoruz.

Ramazan Dosyasi

1. Ramazan ile Yenilenmek

Dünyada hareket halindeki her seyin zaman zaman tazelenmeye, silkinmeye, arinmaya ve adeta hayata yeniden basliyormus gibi dinçlesmeye ihtiyaci vardir. Çünkü akip giden zaman monotonlasmaya, durgunlasmaya sebep olur. Bu yüzden ara sira akip giden zamanin farkina varmayi ve silkinmeyi saglayacak özel uygulamalarin ve dönemlerin olmasi gerekir. Bes vakit namaz günlük hayatimizda bunu saglar. Cuma namazlari haftada bir farkli bir ortamda, bizimle ayni inanci paylasanlarla bir araya gelerek silkinmemize, belli bir ümmetin mensubu oldugumuzun farkina varmamiza vesile olur. Ramazan ayi da yillik silkinmeyi, bir yil içinde tutan paslardan arinmayi, gevseyen vidalari sikmayi ve böylece sahip oldugumuz inanç dogrultusunda bir dirilis gerçeklestirmeyi saglar.

Allah Teala, mübarek Ramazan ayini özel olarak seçmis ve onu on bir ayin sultani yapmistir. Onu özel olarak seçtiginden dolayi da Kur'an-i Kerim'in indirilisi de bu ayda gerçeklestirilmistir. Sonra da müminlerin bu ayda bütün nefsani paslardan arinarak din ve inançta tazelenmeleri, kendilerine gelmeleri, adeta bir dirilis gerçeklestirmeleri için bu aya özel bir ibadet koymustur.

Oruç, iman ve ihlasta samimiyeti simgeleyen müstesna bir ibadettir. Çünkü oruç tamamen Allah'la kul arasinda olan bir ibadettir. Sevabini da Allah verecektir. Oruç Allah ve ahiret inanci konusundaki samimiyetin de göstergesidir. Çünkü bu konuda tereddütleri olanlar birtakim dünyevi hesaplarla diger ibadetleri yerine getirebilirler. Ama oruç tamamen Allah'la kul arasinda oldugundan bu ibadeti Allah için ve sevabini ahirette Allah'tan umarak yerine getirirler.

Oruç, ayni zamanda bir azim ve irade terbiyesidir. Bu ibadetle insan nimetler içinde olsa da belli bir zaman süresince onlardan yararlanmayarak itaat konusundaki kararliligini ve iradesine hakim olmadaki basarisini ortaya koyacaktir.

Orucun temel hikmetlerinden biri de açlik ve izdirap içinde olan Müslümanlarin sikintilarini tatmak ve onlarin dertlerini anlamaktir. Iste bu hikmetin temelinde de ümmet bilinci var. Yüce Allah tüm Müslümanlari tek bir ümmet kilmis, onlari kardes ilan etmis ve birbirlerinin dertleriyle dertlenmelerini istemistir.

Sonuç itibariyle oruç bir tazelenme, iman tazeleme, nefis terbiyesi, iman kardesligini ve ümmet bilincini iliklerine kadar hissetme çabasidir.

2. Gelin Imanlarimizi Tazeleyelim

Gerçekte bizim imanimizi güçlendirecek olan azigin kaynaklari çesitlidir. Bu kaynaklarin ilki, en önemlisi ve hatta bu konuda yararlanabilecegimiz bütün kaynaklarin kaynagi Kur'an-i Kerim'dir. Yüce Allah, Kur'an-i Kerim'i bizzat Kur'an-i Kerim'in içinde, hidayet, nur, rahmet, ögüt, zikir, kalplerde olan için bir sifa, en dogru yola ileten kitap olarak ve daha baska özellikleriyle anmistir. Kur’an-i Kerim'i üzerinde düsünerek okumak ve dinlemek kisinin imanini artirir. Yüksek seref sahibi ay olan Ramazan ayi da imanlarimizi tazelememiz için bir vesiledir. Bu ayda da ruh için oldukça büyük azik bulunmaktadir. Kur’an-i Kerim'de Ramazan ayinin üstünlügünden söz edilirken bu ayin Kur’an’in indirildigi ay olduguna vurgu yapilmasi imani tazelemede ve güçlendirmede her ikisinin de tasidigi öneme isaret ediyor olsa gerek.

3. Hayir ve Bereket Ayi Ramazan

Ramazan ayi, hayir ve bereket ayidir. Senenin bütün aylarinin en hayirlisi olan bu mübarek ayda yapilan iyiliklerin karsiligi kat kat fazlasiyla verilir. Bu ay her yil büyük bereket ve hayirlarla gelir. Ramazan ayi ayni zamanda insanin salih amellerini ve hayirlarini artirmasi için bir firsattir. Bu firsati iyi degerlendirerek, bu ayda salih amellerini ve hayirlarini artiranlar Ramazan'in getirdigi bereketlerden ve hayirlardan daha çok yararlanmis olacaklardir mutlaka. Böylece Resulüllah (s.a.v)'in da müjdeledigi üzere rahmet, magfiret ve cehennemden kurtulus mükafatina kavusacaklardir.

Ramazan ayi içinde bin aydan daha hayirli bir gece bulunmaktadir ki o da Kadir gecesidir. Allah Teala bu ayda kullari için rahmetinin kapilarini açar. Resulüllah (s.a.v) bir hadisi serifinde söyle buyurmustur: "Bu ayi oruç tutarak, ibadet ederek ve hayir için harcamada bulunarak geçirenlere ne mutlu!"

Resulüllah (s.a.v)'in bildirdigine göre: "Ramazan'in ilk gecesinden itibaren seytan ve cinlerin azginlari baglanir. Cehennemin kapilari kapanir, artik (Ramazan'in sonuna kadar) onun hiçbir kapisi açilmaz. Cennetin kapilari açilir ve artik (Ramazan'in sonuna kadar) hiçbir kapisi kapatilmaz. Bir seslenici: "Ey hayirda öne geçen sen gel! Ey kötülükte ileri giden sen dur!" diye seslenir. Allah’in o zaman cehennemden azat edilen kullari vardir. Bu her gece böyle olur" (Tirmizi).

Ramazan, ayni zamanda cömertlik, hayir için dagitma ve ihsan ayidir. Müminlerin annesi Hz. Aise (r.ah)'nin bildirdigine göre Resulüllah (s.a.v) insanlarin hayir yolunda en cömert olaniydi. En çok da Cebrail (a.s)'in kendisini çok sik ziyaret ettigi Ramazan ayinda dagitirdi" (Buhari).

Ramazan ayi kisinin günahlarindan siyrilarak bayrama bagislanmis, günahlardan arinmis bir sekilde girmesi için bir firsattir. Bunun yolu da Allah'a ihlasla ibadet etmek, onun rizasi için oruç tutmak ve Yüce Peygamber (s.a.v)'in yolunu izleyerek zorda bulunan müminler için tasaddukta bulunmaktir. Müslümanlarin, bu ayda Resulüllah (s.a.v)'i örnek edinerek hayirlarini ve hayir yolundaki harcamalarini artirmalari, dünyanin çok degisik bölgelerinde zulüm gören, degisik maddi sikintilarla karsi karsiya olan Müslüman kardeslerini hatirlamalari gerekir.

Kur’an-i Kerim'de Allah yolunda harcamak, Allah yolunda olanlara maddi destek saglamak, hayir ve infakta bulunmak hakkinda pek çok ayeti kerime mevcuttur. Bunlardan bazilari söyledir:

"Mallarini Allah yolunda harcayanlarin örnegi, her bir basaginda yüz tane olmak üzere yedi basak çikaran bir taneye benzer. Allah diledigine kat kat verir. Allah lütfu genis olandir, bilendir" (Bakara, 261).

"Hayir yolunda her ne harcarsaniz O (Allah) onun yerine baskasini verir. O rizik verenlerin en hayirlisidir" (Sebe, 39).

"Hayir için ne verirseniz size karsiligi eksiksizce verilir ve siz haksizliga ugratilmazsiniz" (Bakara, 272).

"Kendilerinin ona sevgi duymalarina (mala karsi gönüllerinde bir sevgi olmasina) ragmen yiyecegi yoksula, yetime ve esire yedirirler" (Insan, 8).

"Artik kim (Allah için) verir ve (Allah'tan) sakinirsa ve en güzel olani dogrularsa, ona en kolay olan(a ulasmay)i kolaylastiracagiz" (Leyl, 5-7).

Resulüllah (s.a.v) de bu konuda tesvikte bulunmus ve Allah yolunda harcamak, hayir için infakta bulunmak hakkinda birçok hadisi serif serdetmistir. Bu hadisi seriflerden ikisini asagida veriyoruz:

"Kim temiz kazançtan -ki Allah temiz olandan baskasini kabul etmez- bir hurma degerinde bir sey tasadduk ederse Allah onu sag eliyle kabul eder. Sonra, birinizin tayini büyütüp adeta bir dag gibi yaptigi gibi onu büyütür" (Buhari, Müslim).

"Bir hurmanin yarisiyla da olsa atesten korunun" (Buhari, Müslim).

Allah yolunda yapilan hiçbir iyiligi küçük görmemek gerekir. Herkes ancak gücünün yettigi kadarini yapabilir. Allah yolunda bir hurma infak etmenin bile büyük karsiligi vardir. Ancak kendisi iftar sofrasina çesit çesit yemekler koyarken, bin bir türlü sikinti içinde olan mümin kardeslerini aklina getirmeyen, sonra da Allah yolunda harcama yapmamasina çesitli mazeretler uyduran bir kimsenin yaptigi da yüce Islam dininin kazandirdigi kardeslik anlayisiyla bagdasmaz.

4. Oruç ve Takva

Yüce Allah orucun farziyetini bildiren ayeti kerimede söyle buyurmaktadir: "Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kilindigi gibi, (fenaliklardan) sakinirsiniz diye oruç sizin üzerinize de farz kilindi" (Bakara, 183).

Bu ayeti kerimede orucun temel gayesi ortaya konuyor: Fenaliklardan sakinmak yani takva. Takva, nefis terbiyesiyle kazanilan bir vasiftir ve tüm ahlâki güzellikleri samildir. Çünkü takva Allah’in yasakladigi her seyden sakinmanin ve Allah’in emrettigi her seyi yerine getirmenin genel adidir. Oruç da insana takvayi kazandiran etkili bir nefis terbiyesi metodudur. Takva, kalplerin uyanikligini saglar. Kalplerin uyanikligi da Allah’in rizasini kazanmaya vesiledir. Kalplerin bozularak günaha yönelmesini engelleyen sey takvadir. Günlük hayat, kisisel iliskiler, karsilasilan sikintilar insanda bazen yipranmaya ve paslanmaya dolayisiyla takvasinin kismen de olsa tahrip olmasina sebep olur. Yilda bir ay boyunca her gün tutulan oruç sayesinde iste bu tahribat giderilir. Zarar gören yerler onarilir. Böylece takvanin yeniden kalbi kusatmasi için gayret sarf edilir.

5. Orucun Fazileti

Orucun fazileti hakkinda Resulüllah (s.a.v)'den birçok hadisi serif nakledilmistir. Bunlardan birkaç tanesini aktaralim:

"Adem oglunun her ameline on kattan yedi yüz kata kadar sevap verilir. (Ancak) Allah (c.c) söyle buyurmaktadir: "Oruç bunun disindadir. O benim içindir ve onun sevabini da ancak ben veririm. (Kulum) benim için sehevi arzusunu ve yemesini terk etmektedir" Oruçlu için iki rahatlama vardir. Bir rahatlama orucunu açtigi sirada, bir rahatlama da Rabbine kavustugu siradadir. Süphesiz oruçlunun agiz kokusu Allah katinda misk kokusundan daha hostur" (Buhari).

"Yüce Allah buyurmaktadir ki: Ademoglunun her ameli kendi içindir. Oruç hariç. O benim içindir ve mükafatini da ben veririm. Benim için yemesini, içmesini ve sehevi arzusunu terk etmektedir" (Ibn Huzeyme).

"Her iftar vaktinde Allah'in (cehennemden) azat ettigi kisiler vardir. Bu, her gece böyle devam eder" (Ibn Mace).

"Oruç bir kalkandir" (Nesai).

"Oruç sizden birinin çarpisma esnasinda kullandigi kalkan gibi bir kalkandir" (Nesai).

"Allah buyurmaktadir ki: Oruç, kulun atesten korunmasina yarayan bir kalkandir. O benim içindir ve sevabini da ben veririm" (Ibn Hanbel).

"Oruç ve Kur'an kiyamet gününde kul için sefaat ederler. Oruç der ki: Ey Rabbim! Ben onu yemekten ve sehevi arzusundan alikoydum, beni onun için sefaatçi kil. Kur'an da der ki: Ben onu gece uyumaktan alikoydum, beni onun için sefaatçi kil. Böylece onlar sefaat ederler" (Ibn Hanbel).

6. Oruç Gerçek Bir Arinma Olmali

Son yüzyilda zihinleri kusatan maddeci anlayisin bizde biraktigi izlerden biri hayatimizin çok önemli bir parçasi ile, oruç, Kur'an, ibadet, itikaf, sadaka ve Allah'a yaklasma ayi olan Ramazan ayimizla ilgilidir. Bu ay birçoklari açisindan türlü türlü yiyeceklerle bedeni sisirme ayi haline geldi. Ramazan ayinda yiyecek için yapilan harcamalar diger aylardakine oranla daha da artiriliyor.

Pek çok kimse de orucu sadece Ramazan ayinda kendini yeme içme ve cinsel iliskiden uzak durma olarak görmekte göz, kulak, dil, el, ayak gibi diger organlarini ise Allah'in haram kildigi isleri isleme konusunda serbest birakmaktadirlar. Bu sekilde neyin orucu tutulur?

Ramazan'i yeniden eski Rabbani ve ruhani havasina kavusturmak gerekir. Kisiler o ayda Kur'an okumak, teheccüt namazi kilmak, Allah'i zikretmek, fakirlere ve düskünlere yardim etmek, Allah'in gadabini gerektirecek ve orucun güzelligini bozacak her isten kendini sakindirmak suretiyle hayatlarina yeni bir canlilik kazandirmalidirlar.

7. Iman Kardesligi ve Oruç

Daha önce ifade ettigimiz üzere orucun en önemli hikmetlerinden biri açlik ve izdirap içinde olan kardeslerimizin acilarini hissetmek, onlarin sikintilarini paylasmaktir. Bunun fiiliyata dökülmesi için Ramazan'a özel olarak fitir sadakasi adinda bir sadaka uygulamasi da getirilmistir. Bu sadaka sembolik de olsa tüm Müslümanlarin birbirlerinin dertleriyle dertlenmelerini saglama açisindan büyük anlam ve önem tasimaktadir. Ayrica "damlaya damlaya göl olur" sözünde ifade edildigi üzere bu küçük damlalar bir yerde toplaninca büyük havuzlar olusabilmekte ve sikinti içinde yasayan pek çok mümin kardesimizin yarasina merhem olabilmektedir. Ancak mümin olarak ilgi alanimizi daraltmamamiz, ümmet bilinci içinde tüm Müslümanlarin dertleriyle dertlenmemiz gerekir. Maddi imkanlarimiz sikinti içindeki tüm Müslümanlara el uzatmamiz için yeterli olmayabilir. Ama hiç olmazsa düsünce ve ilgi sinirlarimizi daraltmayalim. Dünyanin neresinde olursa olsun Müslüman kimligi tasiyan herkesin bizim kardesimiz oldugunu unutmayalim.


Önceki Sayfa | Sayfa 1 / 2 | Sonraki Sayfa

Ücretsiz Blog